17 Kasım 2016 Perşembe

Sorunun Yanıtında Sorunun Cevabını Aramak

Bazı insanlardan bir cevap almak bazen Çin işkencesine dönüşüyor. Çalışma arkadaşlarınız olsun, uçaktaki hostes olsun, dükkandaki tezgâhtar olsun, oteldeki resepsiyoncu olsun, hastanedeki hemşire olsun, kim olursa olsun fark etmiyor. Soruya öyle bir karşılık veriyorlar ki cevabı içinden çıkarmaya çalışırken afallıyorsunuz. Bu durum büyük oranda evet-hayır cevabı verilecek sorularda yaşanıyor.

Meselâ, "üzerindeki bluzu yeni mi aldın" diye soruyorsunuz, "dün akşam bunu caddede gezerken gördüm" diye cevap veriyor. Doğal olarak dün akşam caddede gezerken o bluzu görüp aldığı sonucuna varıyorsunuz ama cevap açıkta kaldığından onaylaması için ikinci bir soru soruyorsunuz, "yok yaa, eski bu" diye cevap veriyor. Afallama süreci içinde, caddede gezmesinin konuyla ne ilgisi olduğu, "bu" derken kastettiğinin üzerindeki bluzun aynısı mı olduğu, değilse ne olduğu gibi sorularla aklınızı kemiriyorsunuz.

Aşağıdaki örneği kendilerine yakın bulan kaç kişi çıkar acaba;

- Bugün kafeye gidiyor muyuz?
- Bugün yağmur yağacakmış.
- Öyleyse gitmiyor muyuz?
- Biraz sonra Aysun'u aramam gerek.
- Aysun'u kafeden arayabilirsin.
- Geç olur, buradan ararım.
- Tamam, ben de üzerimi değiştireyim.
- Bir yere mi gidiyorsun?
- Yahu beraber gitmiyor muyuz işte?
- Nereye?
- Kafeye ulan kafeye!
- Ne bağırıyorsun ayol?
- Hay ben böyle işin..ben mutfağa gidip kendime bir kahve yapıyorum.
- E hani kafeye gidiyorduk?
- Gitmiyorum.
- Bana da yap bari o zaman.

Aksilik bu ya, bu tür kişiler de genelde karşınıza art arda çıkarlar ve ,ilginçtir, seçenekleri olan soruları evet-hayır diye yanıtlarlar.

- Bu kafenin tuvaleti aşağı katta mı, yukarıda katta mı?
- Evet.
- Evet aşağı katta mı, evet yukarı katta mı?
- Merdivenlerin sonunda sağda.
- Merdivenleri çıkınca sağda mı, inince sağda mı?
- İkinci kata çıkınca hemen göreceksiniz.

Altınıza yapmadan öğrendiğiniz için kendinizi şanslı sayabilirsiniz. Bu insanlar için psikolojide bir tanımlama var mıdır, çok merak ediyorum.

1 Kasım 2016 Salı

Undoukai

Japonya'nın her okulunda düzenlenen bu tür gösterileri izlemekten zevk alıyorum. Cümleden anlaşılacağı üzere bu benim ilk katılışım değil. Oğlumun doğumu sebebiyle 2012'de Japonya'ya geldiğim zaman eşimin yeğenleri Airi ve Ryo'nunkine katılmıştım (ilgili yazı: Tsu'da İlk Haftaonu). O kadar beğenmiştim ki, bir aile üyesi değil de bir turistmişim gibi sayısız fotoğraf çekmiştim. Fotoğraf çekmek denince akla gelen ilk millet olan Japonlar o gün beni görünce ne düşünmüşlerdir bilmem. Okulu, öğrencileri, öğretmenleri, velileri, faaliyetleri, her şeyi dikkatlice incelemiş, eve döndüğümde lohusa döneminin tüm gerginliğini üzerinde taşıyan eşimi sayısız soru yağmuruna tutmuş, büsbütün çılgına çevirmiştim. Oğlum henüz ilk ayını bile doldurmamıştı, kardeşinin dünyaya gelmesine ise daha üç sene vardı ama çocuklarımın eğitimlerini Japonya'da almaları fikrimin ilk ortaya çıktığı gün işte o gündü. Bu fikrimi yıllar içinde olgunlaştırdım, hazırlıklarımı yaptım, uygulamaya koydum ve dört buçuk yıl sonra kendimi oğlumun gösterisine katılırken buldum.

Japonca Undoukai (運動会) sözcüğü dilimize 'spor festivali' olarak çevrilebilir. Gösterilerin içeriği bakımından da bizdeki 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik Ve Spor Bayramı'na karşılık geldiği söylenebilir. Zira millî bir bayrammış gibi Japonya millî marşı eşliğinde bayrağın göndere çekilmesiyle başlayan tören, yine millî marş eşliğinde bayrağın toplanmasıyla sona erer. Ancak ülke geneline yayılan sabit bir tarih belirlenmiş değil. Her okul kendi spor festivalini kendi tarih seçimine göre yapar ve buna anaokullar da dahildir. Yaş gruplarına göre faaliyetler çeşitlilik gösterir.

Oğlum Eren'inkine gelince.. Gösterilerin ve müsabakaların yapılacağı okul bahçesinin çevresi velilerin izleyeceği bölümlere ayrılmıştı. Herkes gibi biz de hasır örtümüzü yayıp üzerine oturarak gösterileri izledik. Bizim hasırımızın nüfusunu ben, eşim, oğlum Kayra, kayınvalidem ve kayınpederim oluşturuyordu. Sınıflarına göre tüm öğrenciler, önlerinde öğretmenleri ile birlikte marş eşliğinde tören alanına girip sıra oldular, izleyicileri selamladılar. Daha sonra, beklemeleri için ayrılan bölüme geçip alanı boşalttılar ve sıraları geldikçe gelip gösterilerini yaptılar.

Spor faaliyetlerini koşu, basket atma, jimnastik oyunları oluşturuyordu. Dans gösterileri ve bando müziği de faaliyetler arasındaydı. Gösterilerin birkaç bölümüne veliler de dahil edilerek halat çekme, ip atlama gibi küçük yarışmalar düzenlendi. Etkinliklerinden birinde de öğrenciler velilerinden biri ile dans etti. Artık ilkokulda eğitim gören, anaokulun önceki mezunu çocuklar da törene katılarak bayrak yarışı yaptılar. Öğlen arasında çocuklar velilerine katılarak hep birlikte hasır üzerinde yemek yediler. Piknik havasındaki soframız epey genişti ve hem eşim hem kayınvalidem özenle hazırlık yapmışlardı. Oğlum Eren çok enerji harcamış olacak ki hepimizin paylaşması için hazırladığımız sosislerin dörtte üçünü bir çırpıda bitirip diğer yiyeceklerin de hemen hemen hepsinden yedi.

Okulun ağaçlık bir alanı var ve kaydırak, salıncak gibi birçok oyun aleti bu alana yayılmış durumda. Yemekten sonra, gösterilerin tekrar başlayacağı saate kadar oğlumla birlikte o ağaçların arasında yürürken kendimi küçük bir ormanda gibi hissettim. Çocukların ders aralarında böyle bir yerde vakit geçirme imkânına sahip olmaları gerçekten çok güzel. Hatta derslerin bir kısmının orada yapıldığını bilmek harika.

Gösterilerin sonunda tüm öğrencilere günün hatırası olarak madalyalar dağıtıldı ve tören Cumartesi günü düzenlendiği için Pazartesi günü okulun tatil edildiği duyuruldu. Eren madalyasını o kadar sevdi ki bazen evde yemek yerken, oyun oynarken bile takıyor. Ara sıra bana gelip madalyayı neden verdiklerini tekrar tekrar soruyor. "Gösterilerde çok çalıştığın için" cevabımı çok beğendiği için mi, yoksa benden "sen birinci oldun bu yüzden" cevabını bir türlü alamadığı için mi aynı soruyu bu kadar tekrarlıyor, onu henüz anlayamadım.

Japonya'ya törenden sadece iki gün önce gelmiştim. Türkiye'de yapmam gereken işlerin çoğunu yaklaşık iki haftalık süre içinde tamamladım. Yapmayı düşündüğüm birkaç şey daha olmasına rağmen sırf oğlumun ilk kez yer aldığı bu spor festivalinde onun yanında bulunabilmek için Japonya'ya erken döndüm. Böylece bir hayalimi daha gerçekleştirmiş oldum.

25 Ekim 2016 Salı

Oğullarım

Hasta olur yatarım. Yastığım avucumla kulağımın arasına sıkışmış, karnımda sıcak su torbası, dizlerimi çekerim kendime. Nabzımın her vuruşu şakaklarımda zonklar. Zar zor aldığım her nefeste söverim, hastalandığıma da hastalığıma da. Sonra iki küçük beden gelir sarılır bana. Biri sırtıma yapışır kolunu boynuma dolayıp, biri bacağıma sarılır koalanın ağaca sarıldığı gibi. Oracıkta uyurlar. Abidin Dino'nun mutluluk tablosu oluveririz. Kalp atışlarını bile hisseder vücudum. Nefes alış verişleri bir terapidir artık. Mırlamaları Chopin'in 2. noktürnünü çağrıştırır. Sevinirim sonra, hastalandığıma da hastalığıma da.

9 Ekim 2016 Pazar

Türk Konukseverliği

Valizimi alıp havalimanının kapısından dışarı adımımı atar atmaz beni ilk karşılayanlar dolandıracak insan arayan taksiciler oldu. Nazik yardım tekliflerini geri çevirdim! Bakırköy feribot terminaline gitmek için otobüs beklemeye koyuldum. Beni avlayamayan taksiciler bu kez orta yaşlı, yalnız bir Arap kadını hedefe aldı. Elebaşıları, Arap kadına da yardım tekliflerini iletti. Fiyatı soran kadına önce 50 dediler. Kadın pazarlığa başladı 20 dedi. Elebaşı 45 olsun dedi. Kadın 25'ten fazla vermeyeceğini söyleyince elebaşı birkaç kelimelik İngilizce bilgisini ve onun yetmediği yerde el hareketlerini kullanarak "sen Arap değil misin? Sizde para çok. Niye vermiyorsun?" diye söyleyince kadın da bir el hareketiyle vazgeçtiğini belirtip benim yanımda otobüs beklemeye koyuldu.

Kalçasının hemen altına gelen kısacık şortunun, ince ve muntazam bacaklarını gözler önüne serdiği genç bir Çinli kız bizden önce gelmişti. Böylece otobüs bekleyenler üç kişi olduk. Kısa süre sonra gelen otobüsün de üçümüzden başka yolcusu olmadı. Benden önce binmeleri için her ikisine de kibar jestlerle öncelik verdim. Bu şekilde İngilizce bildiğimi anlayan genç kız otobüs hareket eder etmez otelin adı, adresi ve küçük bir haritası olan elindeki kağıdı gösterip nasıl gideceği konusunda benden yardım istedi. Cep telefonumda haritayı detaylı gösterip tarif ettim. Otobüsün nerede duracağını, nereden yürüyeceğini ayrıntılı anlattım. Birkaç sıra arkamızdaki yerinden kalkıp yanımıza gelen Arap kadın da bu durumdan cesaret alıp kendi gedeceği otel için aynı yardımı istedi. Ona da aynı şekilde bilgi verdim.

Her ikisinden önce inmek zorunda olmasaydım otellerine kadar onlara eşlik ederdim.

Taksicilere pabuç bırakmayan Arap kadının, ülkemizde turistlerin nelerle karşılaşabileceği konusunda bir bilgisi ve deneyimi olduğu anlaşılıyordu. Daha önce bilmiyor idiyse bile artık benim gibi çıkar gözetmeden yardım edenlerin de olduğunu ona göstermiş oldum. Ama Çinli genç kız için biraz korktum desem yeridir. İlk karşılaştığı kişi ben olduğum için herkesi benim gibi sanar mı diye endişeleniyorum. Onun gibileri tuzağa düşürmek için hiçbir fırsatı kaçırmayacak tiplere rastlaması ihtimali beni dehşete düşürüyor. Televizyonda haberleri izlerken adres soran Çinli bir turist kıza kötü şeyler yapıldığı haberi çıkar da ekranda onu görürüm diye ödüm kopuyor. Ona bu kadar nazik davranarak, yardım ederek aslında kötülük mü etmiş oldum diye düşünmeden edemiyorum.

Kandırılmışların şu ülkeyi düşürdüğü duruma bakın.

Umarım her iki yol arkadaşım da tatillerini güzel geçirir, güzel anılarla ülkelerine dönerler.