21 Haziran 2016 Salı

Oğlumun ilk Yaş Günü

Koca bir yıl geçmiş bile. Abisinin dördüncü yaş gününün üç hafta sonrasında oğlum Kayra da ilk yaşını doldurdu. Annesinin karnından çıkıp da kucağımıza alacağımız günü iple çekerken, şimdi kucakta durmaz oldu. Anlamsız da olsa ağzından çıkacak ilk heceleri beklerken, şimdi susmaz oldu. Emeklemeye başladı, barikat fayda etmez oldu. Yemek seçer oldu, hoşlanmadığı şeylere kızar oldu, oldu da oldu.

Doğum günü iki hafta önceydi ama yazıyı yeni yazıyorum diye ihmal ettim sanılmasın. Araya bir de tatil gezisi sığdırdık. Bir bakıma, oğullarımın dördüncü ve birinci yaşlarını Bodrum'da şereflendirdik. Doğum günü kutlamasını ise yine olabildiğince sade tuttuk. Kendisi, annesi, babası, abisi ve babaannesi olmak üzere sadece beş kişiydik. Önümüzdeki ay Japonya'ya taşınacağımız için bu beş kişi bir daha ne zaman biraraya gelir de kutlama yapar bilmem. Kayra'nın ilk yaş günü bu nedenle ayrıca özeldi.

Bodrum'a yaptığımız seyahat yorucuydu ama kaldığımız otel[1] çok güzeldi ve konforluydu. Hem ramazan ayında olmamız hem de eşi benzeri görülmemiş siyasî icraatlarımızın turizmdeki etkileri sayesinde otel epey boştu. Ancak bu durum, İstanbul kalabalığından bunalmış olan bizler için bir şikayet sebebi oluşturmuyordu. Tersine, epey rahat etmemize vesile oldu.

Kayra ilk havuz ve deniz deneyimini bu tatil ile ilk yaşında elde etti. Abisi de ilk kez havuza girdiğinde 1 yaşındaydı (ilgili yazı: Bayramda Sapanca). O, suya girmeyi daha tepkisiz karşılamıştı ama bu sefer epey temkinli ve tepkili karşıladı. Suya girmesi için zor ikna edebildik. Girdiğindeyse olabildiğince eğlenmeye çalıştı. Kayra'nın ilk deneyimi ise abisine kıyasla daha eğlenceliydi. Hiç rahat durmadı, tersine epey hareketli ve neşeliydi. Bu sayede biz de çok eğlendik. Kumlarda oynamalarını izlemek ayrıca keyifliydi. Bir ara dikkatimizden kaçırdığımız Kayra kumların tadına bile baktı.

Çocuklarımın 2 ve 5 yaşlarını dolduracakları önümüzdeki dönem bizim için çok zorlu olacak. Taşınma ve yerleşme süreci çetin geçecek. Birkaç ay önce yaptığımız gibi bir kattan diğerine taşınmaya benzer bir değişiklik değil bu yapacağımız. Bu sefer doğrudan ülke değiştiriyoruz. Asya'nın bir ucundan diğerine gideceğiz. Oğullarımın sonraki yaş günlerini daha güzel kutlayabilmek için var gücümüzle çalışacağız.
_________________________________________________________________________________
[1] http://premiumbodrum-tr.rixos.com/

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Oğlum 4 Yaşında

Oğlum Eren dün dördüncü yaşını doldurdu. Doğumundan bugüne atlattığı ve uğradığı kazalar, ağzından çıkan ilk Türkçe ve Japonca kelimeler, emeklemesi, düşmesi, okulu, kitabı, yapbozu, resmi, yemesi, içmesi, ağlaması, yürümesi, koşması, topa vurması, yüzmesi, kızması, kardeşinin doğumuyla ağabey olması ve daha nice ilklerini ve deneyimlerini düşününce, dört yıl dile kolay geliyor ve o kadar hızlı geçmiş ki zaman, bunca şey dört yıla nasıl sığmış diye şaşırıyor insan.

Dördüncü yaş gününün ilk kutlamasını okulda öğretmeni ve arkadaşlarıyla yaptı, ilk hediyelerini orada aldı. Okul kuralları sebebiyle anne-baba olarak katılamadığımız bu kutlama için yaptığı pastaya eşim üç gün harcadı. Yaratıcılığı ve özeniyle gurur duyduğum eşim, çilekli-çikolatalı pastasını Örümcek Adam yüzü şeklinde hazırladı. Biz tatma fırsatı bulamadık ama lezzeti hakkında okulda konuşabildiğim kişilerden güzel sözler duydum.

Babaannesi çok aceleci olduğu için Adana'dan çoktan almış olduğu doğum günü hediyesini birkaç hafta önce İstanbul'a geldiği zaman vermişti. Komşularımızın katılımıyla akşam yaptığımız ikinci doğum günü töreninde de biz hediyemizi verdik. Ve artık Eren beşinci yaşını dolduruyor. Tüm kararlarımızı onlar için aldığımız çocuklarımızın yeni yaşlarına gireceği önümüzdeki yıllar bizi hem sabırsızlandırıyor hem endişelendiriyor. Hem de...heyecanlandırıyor.

1 Mayıs 2016 Pazar

İdare Ederse Sorun Yok

Rahmetli babam ilaç içmeye çok meraklıydı. Bir yeri ağrır ilaç içer, midesi bulanır içer, yemek dokunur içer, kaşınır içer, ateşi çıkar içer, öksürür içer, tansiyonu çıkar içer, iner içerdi.

Sağlığını takardı ama hayatı takmazdı.

Bir gün doktora gitmiş. Doktor anlatmış, şuranda şu var, buranda bu var, diye. 
En son, "Burnunuzda da kırık var" demiş.
Babam durmuş, "Beni öldürür mü" demiş.
Doktor, "Öldürmez" demiş.
Babam, "Peki, beni ölene kadar idare eder mi" demiş.
Doktor, "Eder" demiş.
Babam, "E o zaman benim tansiyon ilacını yaz da gideyim" demiş [1].

Âlem adamdı.

Ölmek önemsizdi ama iyi yaşamamak, kaliteli yaşamak çok önemliydi. Ütüsüz pantolon giydiği olmadı. Ayağında, üzerine toz konmuş ayakkabı bulunmazdı. Her sabah tıraş olur, kravatsız sokağa çıkmazdı. 83 yaşında vefat ettiğinde, yeni aldığı elbisesinin daha taksitleri bitmemişti.

83 yıl bir kişinin gönlünü kırmadı. Sitem bile etmedi. Yalan nedir bilmezdi. Hiç tanımadığım insanlar bana gelip babamı övdü. Tatil yaptığım otelde karşılaştığım yaşlı bir Adanalı, babam için "Adana'nın beyefendisiydi" dedi.

Yaşarken Adamdı. Ebediyete kavuştu, hâlâ Adam.
_________________________________________________________________________________
[1] Annem anlattı, ben biraz süsledim.

13 Nisan 2016 Çarşamba

Babalar İçin Oyuncak Tren

Erkek çocukların arabalara, kız çocukların da bebeklere düşkünlüğü vardır. Onlara hediye alırken bile bu durum gözetilir. Benim iki oğlum olduğu için hem bizim aldıklarımız hem de hediye gelenlerle onlarca oyuncak arabamız var evde. Sağolsun annem, benim çocukken oynadıklarımı da bugüne kadar saklamış. Babamın kendisine verdiği harçlıktan artırarak bana oyuncak araba almak için para biriktirirdi annem. Oyuncak araba fonu vardı yani. O paranın yeteri kadar birikmesi tam bir ay sürerdi. Sonra annem elimden tutup beni Kilis Pazarı'na götürür, seçtiğim bir arabayı almama izin verir, böylece her ay yeni bir arabam olurdu. Bugünkü fiyatlarla 8-10 lira olan bir oyuncağı almak için bir ay para biriktirme gerekliliğinin ne demek olduğunu kafanızda bir değerlendirin. Annemin saklamış olduğu arabalar işte onlar. Hepi topu sekiz-on tanesi hayatta kalabilmiş. Onları da ekleyince oğlumun araba koleksiyonu iyice genişledi.

Trenlere de meraklıydık. Aslında erkek çocuklarını araba ile sınırlamayıp, tüm taşıtlara düşkün olduğunu söylesek daha yerinde olur. Trene biner, oyuncak tren isterdik, uçağa biner, oyuncak uçak isterdik. Ama oyuncakçılarda tren öyle kolay bulunmazdı. Oynanacak gibi olanlar da epey pahalı olurdu. Demiryolu ülkesi değiliz ne de olsa. Hatta birkaç yıl öncesine kadar var olan tren seferleri bile durduruldu. Siyasî iktidarın, 2011'de demiryollarını iki yıl içinde yenileyeceği sözü yalan oldu. Beş yıl geçti, bir metre ray döşenmedi. Vagonların çürümeye bırakıldığı haberlerini görüyoruz medyada. Söküp götürdükleri raylar nerede, Allah bilir. E çocuklar da tren görmüyor ki merak sarsın, istesin. Oyuncakçılarda bile göze çarpmıyor.

Bende ise oldum olası bir tren merakı vardı. Rahmetli anneannem Adana-İstanbul yolculuklarını her zaman yataklı trenle yapardı. Çocukken, onu yolcu etmek ya da karşılamak için Adana Garı'nda da Haydarpaşa İstasyonu'nda da çok bulunmuşluğum vardır. Asıllarını gördükçe oyuncaklarını da isterdik haliyle. 8-10 liralık araba için bir ayda para birikirdi birikmesine de, oyuncak tren için o kadar kolay birikmezdi. Benim bu özlemimi gidermem biraz Zeki Alasya'nın hikayesine benziyor [1]. Onunki gibi büyük bir merak değil bendeki ama çocukluğumda eksik kalan bir şeyi tamamlama fırsatını ancak kendi çocuklarım olunca bulabildim.

Japonya'dan alıp getirdiğim oyuncak rayları birleştirerek çeşit çeşit yollar kurup tren gezdiriyorum [2]. Çoğunlukla birlikte oynuyoruz ama büyük oğlumun okulda olduğu hafta içi sabah saatlerinde kendi kendime kurup oynadığım da olmuyor değil hani. Yani oğlumu okula gönderip oyuncaklarıyla ben oynuyorum. Ortaya çıkardığım eserler(!) ile de epey gurur duyduğumu söyleyebilirim. O kadar ki, iş hayatım, gezilerim, kitaplarım, anılarım gibi birçok şey hakkında paylaşmak istediklerimi satırlara döktüğüm bu blogumda okuyuculara göstermek için resimler ve hatta video bile çektim. İnsanın çocuk kalan bir yanı hep olmalı bence. Hele benim gibi erkek evlat babaları bu fırsatı mutlaka değerlendirmeli. Hem çocukluğunuza geri dönüyor, hem de oğlunuzun neyi nasıl yapmak istediğini, nelerden daha çok hoşlandığını, meraklarını, heveslerini, eğilimlerini, düşünce tarzını daha iyi anlıyorsunuz.

_________________________________________________________________________________
[1] Yıllar önce televizyondaki bir söyleşi programında Zeki Alasya'nın oyuncak trenlere olan merakını, kendi evinde kurduğu raylarda onları nasıl kullandığını görüp çok beğenmiştim. Vefatının ardından onun bu merakına ilişkin hikayeyi Yılmaz Özdil  yazıya döktü: Zeki Alasya.
[2] Japonya'daki oyuncakçılarda arabalardan daha çok tren var. Yetişkinlerin hobilerine yönelik demiryolu-tren maketleri de bulmak ayrıca mümkün. Belki günün birinde ben de Zeki Alasya gibi yapıp bir odayı bu merakıma ayırabilirim.