Halkın, yani bizlerin direnişiyle geçen son haftalar, yazacak çok şey olmasına rağmen beni, bloguma yeni bir yazı eklemekten mahrum bıraktı. Bu süre içinde duygularımı genellikle Facebook ve Twitter'da paylaştım. Bu süreç elbette beni kitap okumaktan mahrum bırakmadı ve okudukça, yaşamakta olduğumuz günlere en uygun olabilecek kitaplardan biri olduğunu fark ettiğim kitabı yeni bitirdim.
Kur'an Penceresinden Kurtuluş Savaşı'na Bir Bakış isimli kitap, satırlarına taşıdığı olayların sanki içinde olduğumuz günleri anlatıyor olmasının yanı sıra, Atatürk'ün 80 sene önce söylediği sözleri de sanki yeni söylenmişler gibi bugünkü mücadeleyi veren halka ışık tutması açısından önemli bir eser teşkil ediyor.
Yaşar Nuri Öztürk, kitabında şu sorunun cevabını arıyor:
"İslam ile Mustafa Kemal'in yaptıkları arasında bir çelişme var mıdır?"
Yazar, ayetleri ve belgeleri ortaya koyarak şu cevabı veriyor: "Cumhuriyet Devrimleri, İslam'a aykırılık şöyle dursun, İslam'ın bizzat talepleridir. Mustafa Kemal, yaptığı devrimlerle, özgün İslam'ın ve Hz. Muhammed'in hasretine cevap getirdiği inancındadır. Biz de o inançtayız."(s.45) Atatürk, Kuran'ın istediğini yaptı vurgusu kitabın özüne damga vurmuş. Yazar şunu da ekliyor: "Dinin, vahiy tarafından belirlenmiş hiçbir beyan ve tespitinin, Cumhuriyet devrimleri tarafından tacize uğradığı ispatlanamaz."(s.160)
Gezi Parkı Olayları diye dillendirilen ama esası itibarıyla siyasî yönetim tarafından zulme uğratılmış ve uğratılmakta olan halkın başkaldırmasıyla şekillenen halk hareketi, gençlerin dirilmesine, kendine gelmesine, içlerindeki ateşin ortaya çıkmasına, "muhtaç oldukları kudretin damarlarındaki asil kanda mevcut" olduğunu nihayet anlamasına yol açtığı gibi, tüm halkın birlik oldukları zaman ne kadar güçlü olduklarının farkına varmasına da sebep oldu. Bu hareket Türkiye'den dünya milletlerine yayıldı ve Türk Milleti bu haliyle dünyaya da örnek ve öncü oldu.
Tüm bu yaşananlar içinde direnen bizlerin, yani halkın, üstüne basarak tekrarladığımız, sloganlaştırdığımız bir şey vardı: Mücadeleye devam! Kitapta aktarılan, tam da yeri gelmişçesine Atatürk'ün 5 Şubat 1924 günü söylediği şu sözlere bakınız:
"Sultanların boğdukları zannolunan millet ruhu; saltanat, taht ve tacı parçalanarak yeniden canlandırıldı. Milletin teyakkuzuna, milletin ilerleme ve gelişme kabiliyetine güvenerek, milletin azminden asla şüphe etmeyerek cumhuriyetin bütün icaplarını yerine getireceğiz...Mücadele bitmemiştir." (ABE 16/209*)
Atatürk bu sözlerdeki mücadeleyi, cumhuriyeti kurduktan sonraki mücadele olarak veriyor. Biz ise şu anki mücadelemizi, cumhuriyeti, sultanlık hevesindeki emperyalizm kuklalarından geri almak aşamasında vermekteyiz. Cuma namazına milletin vergileriyle ödenen helikopterle giden hainlere karşı, hayatı boyunca bir kez harcırah bile almamış olan Atatürk'ün evlatları olarak mücadelemizi sürdürmeliyiz. Çünkü henüz tam netice alınamamıştır. Ve bu konuda herkesin yapacağı uğraşlar vardır, olmalıdır. "Neticesiz uğraşmak çalışma sayılmaz. Hiçbir şey yapmamak veyahut neticesiz, mânâsız şeyler yapmak, çalışma kanununa karşı büyük kabahattir." (ABE 23/64-67) "Allah'ın emri, çok çalışmaktır." (ABE 15/110)
10 küsur senedir iktidara doymayan ve bu süre içinde yapageldikleriyle halkın bugün direniş içine girmesine yol açan yöneticiler, başkanlık sistemini de getirerek resmî sultan haline gelmenin hesaplarını yapmaktalar. Oysa bu cumhuriyetin kurucusunun neler söylediğine bir bakalım: "Birçok yerden müracaatlar görüyorum. Yaşadığım müddetçe reisicumhurluğumu istiyorlar. Bu, bizim prensiplerimize aykırıdır." 2 Aralık 1925(ABE 18/127) "Uzun müddet iktidara sahip olmak üzere toplantı halinde kalacak olan mebuslar, yavaş yavaş kendilerini seçen milletin arzusundan, emellerinden, hislerinden ve fikirlerinden uzak kalır, arada bir ayrılık olur. Bir gün bakarsınız ki, millet başka türlü çalışıyor, millî emeller başkadır." 2 Şubat 1923 (ABE 15-76-83)
Atatürk'ün şu sözlerini tekrar hatırlayalım: "her millet, icraatına tahammül ettiği hükûmetin mesuliyetine ortak sayılır." Peygamberimiz ise 1400 sene öncesinden bize şu sözleri söylüyor: "Esas cihat, zalim sultan karşısında hakkı seslendirmektir."
Mücadeleye devam ilkesi içinde, Atatürk'ün şu sözlerini de zihnimize yazmamız gerekmektedir: "Asıl kurtuluşa ulaşmak, mücadeleyi tatil etmekle değil, ilelebet mücadeleyi devam ettirmekle mümkün olacaktır."(ABE 15/86-88) Bizler, bir bakıma, 1938'de mücadeleyi tatil ettiğimiz için bugünkü zulmü yaşamaktayız. Başımıza gelmiş olan ve gelmekte olan tüm musibetlerin birinci sorumlusu halktır. Yılanın başını küçükken ezmemeyi tercih etmiş olduğumuz içindir ki bugünkü mücadelemiz, olması gerektiğinden çok daha çetin olmaktadır. Ancak başka çaremiz olmadığını bilmeliyiz. Çünkü -yazarın sözleriyle ifadeye koyalım- "2000'li yıllarla birlikte 'küllî tahribat' sürecine geçilmiştir. Bu süreç başarıya ulaşırsa, Türkiye'nin 2023 yılında Cumhuriyet'in kuruluşunu kutlamasına değil, Müdafaai Hukuk Cumhuriyeti düşmanlarının 'Cumhuriyet'in çöküşü'nü kutlamalarına tanık olacağız."(s.431)
*ABE: Atatürk'ün Bütün Eserleri adlı, Atatürk'ün tüm söylemlerinin ve yazılarının toplandığı 30 ciltlik kitaplar dizisinin kısaltmasıdır.
3 Temmuz 2013 Çarşamba
10 Haziran 2013 Pazartesi
Eski Dostlar
Yirmi sene önce Adana Koleji'nden birlikte mezun olduk. Birimiz öğretmen, birimiz doktor, birimiz mühendis olduk. Evlendik, çocuk sahibi olduk. Hayat, yıllar sonra üçümüzden ikimizi yerleştiğimiz İstanbul'da bir araya getirdi. Diğerimiz Avustralya'ya yerleşmişti. Ama yirmi sene önce kurduğumuz bağlar o kadar güçlüydü ki, uzun zaman görüşemeyip, birbirimizden çok az haber alabiliyor olmamıza rağmen bir fırsat bulduk ve pazar günü, yirmi sene aradan sonra üçümüz tekrar buluştuk.
Konuşacak çok şey vardı ama zaman azdı. Yine de hasretimizi hafifletebildiğimiz kadar hafiflettik. Bir daha ne zaman buluşuruz bilemiyoruz ama eminim mutlaka buluşacağız.
Konuşacak çok şey vardı ama zaman azdı. Yine de hasretimizi hafifletebildiğimiz kadar hafiflettik. Bir daha ne zaman buluşuruz bilemiyoruz ama eminim mutlaka buluşacağız.
1 Haziran 2013 Cumartesi
Direniş ve Devrim
Tarihe tanıklık ettiğim ve elimden geldiği kadarıyla bizzat içinde olduğum şu günler, milletimin kaderine razı olmadığını ispat etmek için her türlü devlet zulmüne rağmen başkaldırdığı, harekete geçtiği günlerdir. Hiçbir siyasî ve sosyal kurumun örgütlendiremediği halk, inanılmaz bir şekilde kendi kendini örgütleyerek direnişe geçti. Bu satırları yazmakta olduğum şu sıralarda gelen haber şu: "polis geri çekilmek zorunda kaldı, halk gezi parkını geri aldı."
Halkın zaferidir bu.
Badem ise hâlâ ısrarla "o ağaçlar kesilecek, ve oraya Topçu Kışlası tekrar inşa edilecek", diyor.
Peki nedir bu Topçu Kışlası meselesi?
Tarihimizde 31 Mart Olayı diye bilinen(1909) gerici ayaklanmanın başladığı ve bittiği yerdir Topçu Kışlası. Cübbeli, sarıklı katiller "allahu ekber" diye haykırarak önlerine gelen mekteplileri katlediyorlardı. Selanik'ten yola çıkan Hareket Ordusu bu ayaklanmayı bastırmak üzere İstanbul'a geldi ve bu irticacıların isyanını, karargahları olan Topçu Kışlasını topa tutarak bastırdı. Bademgiller için o kışlanın yeniden inşa edilmesinin önemi budur. Alnı secdeli katil dedelerinin geberdiği yerdir orası. Ama işler onlar için yolunda gitmedi, gitmiyor. Türk halkı, yani tabir yerindeyse İkinci Hareket Ordusu, vur emri almış Badem polislerle canları pahasına savaşarak kışlanın bugün yerinde olan Gezi Parkı'nı tekrar ele geçirdi. Ağaçları, geleceği kurtardı.
Atatürk'ün bize verdiği birinci görevi yerine getiriyoruz.
Bu yazımı fazla uzun tutmayacağım çünkü yazacak çok şey var ve hepsini yazarak bu satırları uzatmak da istemiyorum, bir kısmını yazıp diğer kısımlara haksızlık etmek de istemiyorum. Halkın uyanış günleri henüz bitmedi. Ben bu satırları yazarken birçok şehirden polis şiddeti ve halkın direniş sesleri geliyor. Ama Atatürk'ün Nutuk'ta yazdığı şu ölümsüz satırları aktarmak istiyorum:
"Dinî düşüncelere ve inançlara saygılıdır ilkesini bayrak olarak eline almış bu parti, memlekette suikastçıların, gericilerin sığınağı ve ümitlerinin dayanağı oldu. Dış düşmanların, Türk devletini, Türk cumhuriyetini yıkmayı hedef alan planların kolaylıkla uygulanmasına yardım etmeye çalıştı. Bu partinin programı en hain kafaların ürünüdür."* Atarük'ün bu satırlarda bahsettiği parti Terakkiperver Cumhuriyet Partisi'dir. Bu sözlerin 2013'te söylenmiş olduğunu varsayın, aklınıza hangi parti geliyor?
Allah direnen milletime güç versin. O her zaman doğrunun yanında, zalimin karşısındadır.
* Bu satırlarla ilgili geniş yazı için Nutuk'un sonlarına doğru yer alan 'Terakkiperver Cumhuriyet Partisi ve En Hain Kafaların Ürünü Olan Programı' bölümüne bakılabilir.
Halkın zaferidir bu.
Badem ise hâlâ ısrarla "o ağaçlar kesilecek, ve oraya Topçu Kışlası tekrar inşa edilecek", diyor.
Peki nedir bu Topçu Kışlası meselesi?
Tarihimizde 31 Mart Olayı diye bilinen(1909) gerici ayaklanmanın başladığı ve bittiği yerdir Topçu Kışlası. Cübbeli, sarıklı katiller "allahu ekber" diye haykırarak önlerine gelen mekteplileri katlediyorlardı. Selanik'ten yola çıkan Hareket Ordusu bu ayaklanmayı bastırmak üzere İstanbul'a geldi ve bu irticacıların isyanını, karargahları olan Topçu Kışlasını topa tutarak bastırdı. Bademgiller için o kışlanın yeniden inşa edilmesinin önemi budur. Alnı secdeli katil dedelerinin geberdiği yerdir orası. Ama işler onlar için yolunda gitmedi, gitmiyor. Türk halkı, yani tabir yerindeyse İkinci Hareket Ordusu, vur emri almış Badem polislerle canları pahasına savaşarak kışlanın bugün yerinde olan Gezi Parkı'nı tekrar ele geçirdi. Ağaçları, geleceği kurtardı.
Atatürk'ün bize verdiği birinci görevi yerine getiriyoruz.
Bu yazımı fazla uzun tutmayacağım çünkü yazacak çok şey var ve hepsini yazarak bu satırları uzatmak da istemiyorum, bir kısmını yazıp diğer kısımlara haksızlık etmek de istemiyorum. Halkın uyanış günleri henüz bitmedi. Ben bu satırları yazarken birçok şehirden polis şiddeti ve halkın direniş sesleri geliyor. Ama Atatürk'ün Nutuk'ta yazdığı şu ölümsüz satırları aktarmak istiyorum:
"Dinî düşüncelere ve inançlara saygılıdır ilkesini bayrak olarak eline almış bu parti, memlekette suikastçıların, gericilerin sığınağı ve ümitlerinin dayanağı oldu. Dış düşmanların, Türk devletini, Türk cumhuriyetini yıkmayı hedef alan planların kolaylıkla uygulanmasına yardım etmeye çalıştı. Bu partinin programı en hain kafaların ürünüdür."* Atarük'ün bu satırlarda bahsettiği parti Terakkiperver Cumhuriyet Partisi'dir. Bu sözlerin 2013'te söylenmiş olduğunu varsayın, aklınıza hangi parti geliyor?
Allah direnen milletime güç versin. O her zaman doğrunun yanında, zalimin karşısındadır.
* Bu satırlarla ilgili geniş yazı için Nutuk'un sonlarına doğru yer alan 'Terakkiperver Cumhuriyet Partisi ve En Hain Kafaların Ürünü Olan Programı' bölümüne bakılabilir.
27 Mayıs 2013 Pazartesi
Dolu Bir Hafta Sonu
Tüm hafta sonumuz dışarıda geçti desem yeridir. Haftanın tüm çalışma günlerini işim gereği Kocaeli-İstanbul arasında direksiyon sallayarak geçirmiştim. Yorucu bir çalışma haftasını geride bırakınca böyle bir hafta sonu geçirmek ilaç gibi geldi. Şirket çalışanları olarak ailelerimizle beraber Ömerli'de bir piknik alanında toplanarak kahvaltı ve sonrasında öğle yemeği organizasyonunda bir araya gelip sohbet ettik. Daha çok kaynaşmamıza vesile olan bu buluşma, hem uzun süredir üzerinde çalıştığım projenin yorgunluğunu hafifletti, hem de hatıralarım arasında unutmayacağım bir gün olarak yerini aldı. Ne de olsa, bir yaşına henüz girmiş olan oğlumun katıldığı ilk piknik oldu.
Oğlum, kendisine gösterilen ilgiden fazlasıyla memnun kalmış olacak ki, yüzünden gülümseme hiç eksik olmadı. Henüz yürüyemiyor olması onu, bir yaşını geçmiş olan diğer çocuklara katılıp haylazlık yapma imkanından alıkoydu ama kucaktan kucağa taşınıp, havalara atıp tutulduğu, sevilip okşandığı için neşesinde bir eksilme olmadı.
Pazar günü ise, üç aile buluşup sahilde güzel bir kahvaltı yaptık. Üç aile olarak bizi bir araya getiren ortak bir yanımız var: Japon hanımları olan Türk erkekleri oluşumuz. Ve her aile birer çocuğa sahip. Bizim bir oğlumuz, diğerlerinin de birer kızları var. Buluşmamıza esas vesile olan sebep ise, Mai'nin ikinci çocuğuna hamile kalması ve uzun süre kalıp doğumu gerçekleştireceği Japonya'ya gitmeden önce son bir kez görüşmek istememizdi.
Oğlum önceki gün ile aynı akıbete uğrayarak, yürüyebilen diğer çocuklara katılıp oyun parkında oynayamadı. Ama yine neşesinden bir şey kaybetmedi. Geçirdiğimiz bu güzel hafta sonu, eşimin ailesi ve oğlumun kuzenleriyle birlikte de benzer bir gün geçirme isteğini bizde uyandırdı. Yaz aylarına giriyor olduğumuz şu günlerde, tatile çıkma fırsatı bulabilirsek, Japonya'ya gidip bu isteğimiz uygulamaya koymak için sabırsızlanıyoruz.
Oğlum, kendisine gösterilen ilgiden fazlasıyla memnun kalmış olacak ki, yüzünden gülümseme hiç eksik olmadı. Henüz yürüyemiyor olması onu, bir yaşını geçmiş olan diğer çocuklara katılıp haylazlık yapma imkanından alıkoydu ama kucaktan kucağa taşınıp, havalara atıp tutulduğu, sevilip okşandığı için neşesinde bir eksilme olmadı.
Pazar günü ise, üç aile buluşup sahilde güzel bir kahvaltı yaptık. Üç aile olarak bizi bir araya getiren ortak bir yanımız var: Japon hanımları olan Türk erkekleri oluşumuz. Ve her aile birer çocuğa sahip. Bizim bir oğlumuz, diğerlerinin de birer kızları var. Buluşmamıza esas vesile olan sebep ise, Mai'nin ikinci çocuğuna hamile kalması ve uzun süre kalıp doğumu gerçekleştireceği Japonya'ya gitmeden önce son bir kez görüşmek istememizdi.
Oğlum önceki gün ile aynı akıbete uğrayarak, yürüyebilen diğer çocuklara katılıp oyun parkında oynayamadı. Ama yine neşesinden bir şey kaybetmedi. Geçirdiğimiz bu güzel hafta sonu, eşimin ailesi ve oğlumun kuzenleriyle birlikte de benzer bir gün geçirme isteğini bizde uyandırdı. Yaz aylarına giriyor olduğumuz şu günlerde, tatile çıkma fırsatı bulabilirsek, Japonya'ya gidip bu isteğimiz uygulamaya koymak için sabırsızlanıyoruz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





