1 Aralık 2012 Cumartesi

01.12.2012

Aralık ayının ilk gününü yağmurla karşıladık. Durum böyle olunca, her öğleden sonra yaptığımız Cadde yürüyüşümüzü yapamadık. Aslında evden çıkamadık demek daha doğru. Bugünkü öğlen yemeğimiz olan  pizzayı almak üzere, sadece ben 10 dakikalığına çıkıp geldim.


Hem dışarı çıkamayışımızın, hem de öğlen pizzaya yönelmemizin ortak bir sebebi daha vardı ki, o da eşimin geçirdiği küçük kaza idi. Oğlumuzun sabahki yemeğini hazırlamak üzere mikrodalgada ısıttığı kabın kapağı, eşim eline aldığı sırada buhar basıncından fırlayınca eşimin eli yandı. Bütün gün soğuk tedavi uyguladık. Böylece benim her zamankinden daha çok yardımcı olmam gerekti. Pizza almadan önce oğlumun sabah yemeğini de ben yedirdim. Eşimin, mama için sebzelerini haşladığını, püre haline getirdiğini, ölçüsüne göre ayırdığını ve diğer tüm işlemleri her gün bir gün öncesinden başlayarak yaptığını göz önüne alırsak, mama yedirmek ve gidip pizza almak pek de "yardım" olarak değerlendirilmeyebilir tabii ki.

28 Kasım 2012 Çarşamba

Hac'da Trovatore

Paulo Coelho, ünlü eseri Simyacı'ya ilham kaynağı olan, Hıristiyanların 1000 yıldır yürüdükleri Pireneler'den Santiago'ya uzanan 700 kilometrelik kutsal hac yolundaki yürüyüşünü konu ettiği Hac kitabında, başından geçen olaylara ve edindiği deneyimlere yer veriyor. Kitabı okurken bana çok tanıdık gelen bir olayın anlatımına rastladım. Yazar, rehberi ile birlikte Estella kasabasına varıyor ve bir şeyler içmek için uğradıkları barda konuşurken onları dinlemekte olan bar sahibi ile atışmaya başlıyorlar.

Geçen konuşmada anlatılan olay şu ki, kasabanın meydanında bir çingene, büyücülük ve okunmuş ekmeğe sövmekle suçlanarak diri diri yakılmış. Çingene ölmeden önce, şeytanlarının köydeki en küçük çocuğa geçeceğini, o çocuk yaşlanıp ölünce de bir başka çocuğa geçeceğini, bunun yüzyıllar boyunca böyle sürüp gideceğini söyleyerek kasabayı lanetlemiş.

 
Bu olay Giuseppe Verdi'nin Il Trovatore operasında geçen olay ile neredeyse aynı. 11.yüzyılda, yine İspanya'da geçen bu hikayede, Kont, ikinci bir oğula sahip olur ve henüz bebekken bir çingene kadın onları görüp bebeğin yanına gelerek dualar eder. Amacı Konttan biraz para kopartabilmektir belki de, ancak çingene kadın oradan hemen uzaklaştırılır. Aynı akşam bebek hastalanmıştır ve Kontun ailesi çingene büyü yaptığı için bebeğin hastalandığı sonucuna varır. Çingeneyi yakalatırlar ve diri diri yakarlar. Ateşler içindeki çingene ölemden önce, kızına seslenerek intikamını almasını ister. Olaylar çok başka şekil alır ama gerisini bu satırlarda yazmayacağım.


Il Trovatore, en sevdiğim operalarından biridir. Hac kitabının da iyi bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Ancak bu benzerlik gerçekten bana şaşırtıcı geldi. Internette bu olayı çok araştırdım ama bir ize rastlamadım. Kitaba göre, İspanya İç Savaşı patlak verince olay unutulmuş ve sadece kasabada yaşayanlarca hatırlanıyormuş. Yıl olarak karşılaştırdığımda ise, Il Trovatore 1853 senesinde ilk kez sahnelendi, kitaba göre Estella'daki olay ise 1936 senesinde geçiyor.* Eğer -kitaptaki anlatıma göre öyle görünmüyor ama- olay yazarın kurmacasıysa Il Trovatore'den esinlenmiş olabileceği ihtimali kuvvetli görünüyor. Ama eğer gerçekse anlaşılan o ki, İspanya'da çingenelerin "kara büyüleri" ve onları diri diri yakmak, yaygın bir düşünce olsa gerek.**

* Yazar, yolculuğa 1986'da çıkmış ve olayın zamanı "50 sene önce" olarak belirtilmiş.
** Il Trovatore operası İtalyancadır, bestecisi G.Verdi ve libretto yazarları da İtalyandır. Ancak eserin esas hikayesi İspanyol yazar Antonio Garcia Gutierrez'in El Trovador isimli İspanyolca tiyatro oyunundan uyarlanmıştır.

26 Kasım 2012 Pazartesi

Mum Işığında Kitap Okumak

Bugünlerde içinde bulunduğumuz bölgedeki tüm sokaklarda fiberoptik kablo döşeme çalışmaları yapılıyor. Gürültüsü, tozu, görüntü çirkinliği, sokaklarda rahat yürümeye engel oluşu derken olanlar oldu ve asfalt kesici, sokağın elektrik hattını da kesti. Böylece uzun zaman sonra, 20 Kasımda elektriksiz bir gün geçirdik.

Bu elektrik kesintisinde kullanabileceğimiz ışık kaynağı ise 2002 senesinde arkadaşımın doğum günüm için hediye ettiği ile daha sonraki senelerden birinde kuzenimin verdiği süs mumları oldu. Oğlumu da uyutmuştuk ki geriye yapılacak bir tek şey kalıyordu: mum ışığında kitap okumak.


Ben çocukken Adana'da sık sık elektrik kesilirdi ve uzun süre elektriksiz kaldığımız olurdu. Ancak o zamanlar elektriğe bu kadar bağımlı değildik. Sadece televizyonun çalışmaması, babamın deyimiyle 'ajansı' izlemeye engel olurdu ki zaten bir tane kanal vardı. Ocaklarda tüp kullanılırdı, ışık sorununu da mumla hallederdik. O zamanar 10 santim kadar uzunlukta beyaz mumlar vardı her evde. Elektrik gitti miydi onlar yakılırdı. Önce ucundaki ip tutuşuşturulur, mum yan tutularak eriyen damlalar bir fincan tabağına ya da çay tabağına damlatılır, sonra da mum o damlaların üzerine oturtulup sabit kalması sağlanırdı. Odayı aydınlatacak yüksek yer olarak da genellikle televizyon üstü seçilirdi. Ders çalışmak gerekiyorsa bir mum da benim odamdaki masaya, yemek hazırlama saatiyse bir mum da mutfağa giderdi.

Ülkedeki elektrik ihtiyacı arttı çünkü teknoloji bağımlılığı arttı ama bunların yanında ülkedeki kazmaların sayısında da eksilme olmadı. İşte o kazmalardan bir ekip, kablo döşenecek sokağın asfaltını keserken sokağın elektrik kablolarını da kesti. Sokaklardaki pislik halen temizlenmiş değil, kesik kablolar hâlâ kaldırımlarda, molozlar temizlenmedi, çukurlar kapatılmadı. İnşallah temizlenmesi için yağmur yağması, düzeltilmesi için de seçimler beklenmez.

18 Kasım 2012 Pazar

Emerik'in Keşfi

Atatürk'ün yaveri Cevat Abbas Gürer o geceyi şöyle anlatıyor:
"Böyle bir gecenin yarısından sonra idi. Meşhur Rus âlimi Pekarskiy'in Yakut Lugatini tetkik eden Atatürk'ün 'Emerik' kelimesine gözü ilişmişti..."


Yakut Türkleri ya da Sahalar bugünkü Rusya Federasyonu içinde yer alan Saha Cumhuriyeti ya da diğer adıyla Yakutistan'da varlıklarını sürdürüyorlar. Yakutistan bugünkü Rusya Federasyonu'nun beşte birlik alanını kaplıyor. Konuştukları Yakutça ya da diğer adıyla Saha Türkçesi ise Türk Dillerinin kuzey öbeğine bağlı dallarından biridir. Kendine özgü Yakut Alfabesi vardır. Özetle düpedüz Türktür. Örneğin, bazı Yakut Türkçesi sözler ve Türkiye Türkçesi karşılığı şöyledir:
Min ubayım= Benim abim
Bihigi at minen barıahpıt=Biz at binip gideceğiz.

Cevat Abbas Gürer şöyle devam ediyor:
"...(Atatürk)Durdu ve kendi kendine gülmeye başladı. Derin bir haz ve neşe içinde gözlüğünü çıkardı..."

Bugün dikte edilen yaygın öğreti Amerika'nın Kristof Kolomb tarafından keşfedildiği ve Ameriko Vespuçi'nin adına izafe edildiğidir. Ancak herkesin bildiği bir diğer konu, Amerika'ya ayak basan Kolomb'un Hindistan'a vardığını zannettiği, ve keşfettiği(!) yerin Amerika olduğunu öğrenemeden öldüğüdür. İşin esas örtülen tarafı ise şudur ki, Amerika aslında Türkler tarafından keşfedilmiştir ve ismini de Türkler koymuştur.

Cevat Abbas Gürer anlatısını sürdürüyor:
"...Meğer bulduğu 'emerik' kelimesi Türk Yakut Dilinde 'denizle ayrılmış arazi parçası' demekmiş..."

Anlamı 'denizle ayrılmış arazi parçası' olan Emerik sözcüğü göz önüne alındığında, kıtaya adını veren sözcüğün bir gemicinin adı olduğuna inanmak mantıklı mı gerçekten; hele hele keşfeden kendisi bile değilken? Tabii ki dil benzerliğiyle bu kanıya varmak olmaz. Öyleyse III. Türk Dil Kurultayı 3.gün 1.toplantısında sunulan Genel Sekreterlik Raporu'ndaki ifadeye bakalım:
"Bu kıtaya Amerika isminin Ameriko Vespuçi'nin adına göre verildiği iddiasına karşı, daha bundan önce Nikaragua yerlilerinin Amerika adını kullandıklarını yine Avrupalı coğrafya ve tarih uzmanlarının kitaplarında bulduktan, Yakut Lügati'nde Emerik kelimesine de hâlâ yaşayan bir söz olarak rast geldikten sonra..." Tekrar edelim: Kıtanın yerlileri Ameriko Vespuçi nedir, kimdir bilmeden yaşadıkları yere zaten Amerika diyorlardı. Ve bunu, Vespuçi'nin vatanı olan Avrupalı uzmanlar bizzat kayda geçirmişlerdi.

 
Biraz daha araştırınca "Amerigo isminin Ortaçağ Latincesindeki Emericus (telaffuzu: 'emerikus')kelimesinden türediği" bilgisine ulaştım. Ancak emericus'un anlamına, çevrimiçi latince sözlükler de dahil herhangi bir yerde ulaşamadım. Türkçe Emerik ve Latince Emericus kelimelerinin benzerliğine, hatta -us eki olmadan birebir aynı olduğuna da dikkat çekelim.

Bir başka yere daha dikkat çekelim: Türk ve Kaykos Adaları (Turks and Caicos Islands) diye bir ülke vardır, bu ülke Atlas Okyanusu'nda, Karayipler yakınlarında yer alır ve günümüzde İngiltere'nin sömürgesidir. 38 adadan oluşur, başkenti Büyük Türk'tür (Grand Turk). 'Caicos' bildiğiniz 'kayık' kelimesinin türevidir. Büyük Türk (Grand Turk) adı ise Sultan Süleyman için kullanılan ünvanlardan biridir (Kanunî gibi). Kolomb'dan çok önce burayı keşfeden Türklerce isimlendirilmiştir. 1869'da İngilizlerce değiştirilene kadar bayrağında Türklüğü simgeleyen Ay-Yıldızlar vardır.

 
İngilizler ismini de değiştirmek istemişlerdir ama ada halkı tepki gösterince yapamamışlardır. Bakmışlar olmuyor, adanın simgelerinden olan, yeni bayrağına da yerleştirilen bir kaktüs türü imdatlarına yetişmiş, kaktüsün tepesi "Türk fesine benziyor" diye öyle deniyor söylentisini yaymışlardır. Kaynakların bir çoğu bu şekilde yazar ama "İngilizler niye daha önce bu Türk fesine benzeyen katüsü bayrağa yerleştirmemişlerdi de Ay-yıldızı tercih etmişlerdi" sorusu cevaplanamıyor. Ya da daha basit sorular soralım: ada halkı kaktüsü Türk fesine benzettiğine göre fesli Türkü nerede gördüler? Zira fes adını Türk'ten değil Fas'ın Fes şehrinden alır, Türklerde 1829'da kullanılmaya başlanmıştır. Haydi bunlar tuttu diyelim, Kayık'ı nasıl açıklarsınız? Yoksa Türk kayığına benzeyen bir de palmiye türü mü buldunuz?
 


 
Bu adalar, Piri Reis'in haritalarında da vardır. Şimdi tekrar dikkat çekelim: Türkçe Emerik nasıl Latince Emeric('k')us ile benzeşiyorsa, Latinler, adanın ismindeki Türkçe Kayık'ı da Kaykos yapmışlardır. Latincede kullanılan kelime sonundaki -ium, -us gibi takılar çıkartıldığında Türkçe kökenli oldukları anlaşılacak pek çok kelime bulunacaktır. Zira, Cumhuriyetin ilk tarih profesörlerinden biri olan ve Türk Tarih Tezi'ni ortaya koyan tarihçiler arasında yer alan Afet İnan'ın söylemiyle "Latin medeniyetinin esasını kuranlar Etrüsk denilen Türklerdir."


Cevat Abbas Gürer şöyle tamamlıyor:
"...(Atatürk) Emerik kelimesinin Amerika'nın kâşiflerinin tarihiyle, Yakut Türklerinin kıdemleri (kökenleri) tarihini mukayese ederek, 'Amerika'nın adını büyük ecdad koymuştur. Evet; Kristof Kolomb'dan sonra Amerika'ya muhtelif zamanlarda dört defa seyahat eden Floransalı gemici Ameriko Vespuçi adına izafe edilen Amerika kıtasına Avrupa kâşiflerinden çok evvel Asya'dan geçenlerin yeni tetkiklerle kıdemlerini biliyoruz.' buyurdular."

***
kaynaklar:
Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2/Köken, Sinan Meydan
Vikipedi, Wikipedia
Son Truvalılar, Sinan Meydan
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=5417
http://www.gureryayinlari.com/index.php?act=viewProd&productId=14
http://www.crwflags.com/fotw/flags/tc_his.html
http://www.worldatlas.com/webimage/countrys/namerica/caribb/tc.htm
http://www.grandturkinn.com/