8 Şubat 2012 Çarşamba

T.H.Y.

Türk Hava Yolları'nı aradım. Eşime bilet alıyorum.
-Ben Merve, nasıl yardımcı olabilirim?
-İstanbul-Osaka bilet istiyorum. Dönüş tarihi belli değil. Tek yön olacak.

Tarihi söyledim.
Yolcu ismi olarak eşimin adını verdim.
Eşim yabancı dedim. Ne olur ne olmaz, yanlış yazılmasın diye kodlayarak verdim:
..Urfa, Kütahya, Ordu.
Etsuko.

-Efendim, biletleme işlemini tek yön istediğiniz için gerçekleştiremiyorum.
-Sebep?
-Yolcunun orada oturma izni olması lazım.
-Ee?
-Olmadığı için dönüş biletini göstermesi lazım.
-Hanımefendi, eşim zaten Japon. Kendi memleketine gidiyor.
-Ha o zaman tamam... Onay geldi.


Kredi kartı falan biletleme yapıldı.
-Başka isteğiniz var mı?
-Yok.


Hemen e-postamı kontrol ettim.
İsim yanlış: Etsuho.
Kütayha, h ile başlıyor çünkü!

Çağrı merkezini tekrar aradım. 4440849
Bu sefer erkek sesi.
Durumu anlattım. İsmin düzeltilmesini istedim.
-Efendim biletleme yapıldığı için hiçbir değişiklik yapamayız.
-E gidemeyecek mi yani?
-Dilerseniz bileti iptal edip yeni bilet keselim ya da şikayet hattını arayın.
-Beyefendi, eşim hamile, koltuk numarasını da aldım, bir değişiklik olsun istemiyorum. Sadece bir harf değiştireceksiniz.
-Ben size seçenekleri sundum.
-Tamam o zaman o dediğiniz şikayet hattına yönlendirin lütfen beni.
-Biz yapamıyoruz, sizin aramanız lazım.
-Ver numarayı o zaman.


Şikayet hattını aradım. 0212 4684848.
Bir bayan çıktı.
Durumu anlattım.
-...Kütahya dedim, Kütayha'daki h harfini almış.
-Biletleme yapıldığı için değiştiremiyoruz.
-Hanımefendi, çözüm verin bana.
-Şimdi ben bir dosya açacağım. Burada ses kaydınız dinlenecek. Kimin haklı olduğu anlaşılacak.
-Çözüm ne zaman gelir, çözüm??
-Zaman veremeyiz.
-Peki, ben 2 saat sonra tekrar arayıp sorarım.


2 saat kadar sonra tekrar aradım.
Başka bir bayan çıktı.
Bu seferki kızcağız o kadar düzgün, o kadar sonuç odaklı yaklaşım gösterdi ki aynı yeri mi aradığıma bir an inanamadım.
Durumu anlattım.
-Henüz çözüm gelmemiş. Ama ben buradan değiştirmeye çalışayım. Oluyorsa boşuna beklemeyelim.
1-2 dakika sonra..
-Efendim, bu belki biraz zaman alabilir. İsterseniz siz beklemeyin, telefonu kapatın, ben çözmeye çalışayım, sizi arayıp bildiririm.
Aynı bayan beni bir süre sonra aradı.
-Tamam efendim ben biletinizi düzelttim. Yeni bilet numaranız ile birlikte e-posta adresinize gönderdim.
Çok teşekkür ettim. Teyit için hemen çağrı merkezini aradım. İsmi konuştuğum kişiye kodlattırdım; tamam. Koltuk numarasına kadar hepsi onaylı.

Son konuştuğum bayana kadar epey küfür yediler benden.
Son konuştuğum bayana -yanılmıyorsan Ela Hanım'dı- yaklaşımından, ilgisinden, çözüm üretmesinden, işine olan ciddiyetinden dolayı tekrar teşekkürlerimi gönderiyorum.
Umarım havaalanında da sorunlarla karşılaşmayız.

1 Şubat 2012 Çarşamba

İstanbul'da Beyaz Hafta

İstanbul'da yaşamaya başlayalı 12 sene oldu, ilk defa bu kadar yoğun kar yağışına şahit oluyorum.

Cuma gününden beri her yer bembeyaz.

Bugün de yağış hâlâ devam ediyor ve haberlere göre yarın akşama kadar devam edecek.

**

Cumartesi günü misafir olduğumuz Emre ve Sema'nın evinde güzel bir akşam yemeği ve arkadaşlarla sohbet, geçen haftanın en güzel zamanıydı.

Pazar günü iyice yoğunlaşan kar bizi eve hapsetti. Bu firsat ile biz de kendi film festivalimiz başlattık. Biriktirmekte olduğumuz filmlerden 20 tane seçtik ve günlük birer birer seyrediyoruz. Şimdilik iki tanesini seyrettik.



Bugünkü filmimiz Tokyo Girl(Japonya). İzlediklerimiz ise Divine Weapon (G.Kore) ve Hua Mulan(Çin) idi.

Bu haftanın diğer bir iyi tarafı artık oyunsuz değilim. Bugün bitirdiğim Darksiders'tan sonra çok çok ucuz diye aldığım Nier'e başladım. Ama daha da iyisi, İngiltere'den sipariş erttiğim Dark Souls elime ulaştı. Paketi, eşimle birlikte arabamın üzerinde -kardan kedi- yaparken bizi gören postacı elden teslim etti:)

Karlı günlerin, bir gün yerini kârlı günlere bırakmasını umuyorum.

17 Ocak 2012 Salı

Rauf Denktaş'a Hürmeten

5 senem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde geçti.
Dört sene üniversite öğrenciliği, bir sene askerlik yaptım.
Çok güzel anılarım vardır o küçük ülkede.

Geçirdiğim seneler içinde Rauf Denktaş'la iki kez karşılaşma imkanım oldu. Hele birinde neredeyse çarpışıyorduk. Öğrenci yurdu gibi ikamet ettiğim Lefkoşa'daki Lapethos Otel'de bir toplantı ya da tören vardı. Denktaş da bu toplantıdaydı. Kuzey Kıbrıs'ta sık sık elektrik kesilirdi. Elektrik kesildiği zaman bizim otelde jeneratör çalıştırılırdı. O gün de elektrik kesintisi olmuştu ama jeneratörde bir arıza vardı. Bir süre çalışıp duruyordu. Tekrar çalıştırıyorduk, tekrar duruyordu. Otelde uzun süredir kalmakta olduğumuz için artık personel ile arkadaş olmuştuk ve o özel günde elimizden geldiğince(kalan diğer öğrencilerle birlikte) onlara yardım ediyorduk. En son tekrar elektrik kesilince teknisyen arkadaşa haber vermek üzere telaşla merdivenlerden yukarı doğru fırladım. Ancak anlaşılan Rauf Denktaş bu sık kesintiler sonrası gitmeye karar vermişti ve merdivenlerden iniyordu. Tam burun burunayken farkedip kenara çekilebildim. Bana gülümseyerek inmeye devam etti. Kendisi önde yürüyordu, birkaç kişilik heyeti de arkasından geliyordu. Son derece mütevazi bir tavırla, insanları selamlayarak otelden ayrıldı.
KKTC'de İrtibat Subayı Olarak Askerlik Yaptığım Dönemde

Rauf Denktaş'ın geçen Cuma günü vefat etmesiyle Türk Dünyası'nın gerçek anlamdaki son özgürlük ve bağımsızlık mücadelecisi de kaybedilmiş oldu. Benim de şahit olduğum, Kuzey Kıbrıs'taki yeni nesil, özgürlüğün ve bağımsızlığın nasıl bir nimet olduğunu bilmiyor. Tıpkı Türkiye'dekilerin Cumhuriyet nimetini anlayamadıkları gibi. Kendilerine ölüm korkusunun olmadığı bağımsız bir ülke kazandıran bu insanın kıymetini asla bilemeyecekler.

Kuzey Kıbrıs, Rauf Denktaş'ın ölümüyle teslimiyet sürecine girmiş bulunuyor. Türkiye'de de Kuzey Kıbrıs'ı ikram etmek üzere tepsiye koymuş bir yönetim var; gidecek gibi de görünmüyor.

Bugün toprağa verilen Denktaş'ı büyük bir sevgi ve saygı ile selamlıyor, Allah'tan rahmet diliyorum.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ben, çocukken derslerde gördüğümüz Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni, zannederdim ki gençlere hitaben yazılmış, derslerde ele alınan bir ünite. Bugün 37 yaşındayım ve görüyorum ki Atatürk bu hitabede tam da bugün yaşadığımız Türkiye’nin resmini çizmiş ve bize ne yapmamız gerektiğini söylüyor. Bakınız nasıl bir dehanın sesi yankılanıyor 1927'den günümüze:

"Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir."

-
Bunun, gerçekten de tüm özgürlüklerin kısıtlanmakta olduğu bugünlerde en öncelikli edinmemiz gereken bir görev olduğunu görmemek mümkün değil. Cumhuriyet’in ne kadar büyük bir nimet olduğunu onu kaybetmeden önce anlamamız gerek. Uyanmak için çok geç dememeliyiz.

***
"İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır."
-
Yani Haçlı Batı Emperyalizmi ve onun içimizdeki hizmetkarları. Maalesef bu hizmetkarları kendi ellerimizle başımızın üstüne getirdik.

***
"BİR GÜN, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!"
-
Kendi çıkarlarımızı düşüne düşüne geldiğimiz, bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılıkla geldiğimiz, Atatürk’ün 1927’de bahsettiği o gün işte bugündür. İstiklalimizi (bağımsızlığımızı) ve cumhuriyeti savunmak durumunda olduğumuz gün bugündür. Artık bizim için aynı şeyleri yapmış olan atalarımız gibi bizim de içinde bulunacağımız durumu düşünmeksizin, korkmaksızın görev edinmemiz gerekmektedir.

***
"Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir."
-
Evet, Haçlı Batı Emperyalizmi, hele hele içerideki hizmetçileriyle de çok çok güçlü bir durumdalar. Ama unutmayalım ki, Atatürk’ün zamanında da o dönemin şartlarında en az bu kadar güçlü idiler. Atatürk’ün dediği gibi vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş durumda. Ülkenin tüm doğal kaynakları, para getiren şirketleri, iletişimi, istihbaratı vs. yabancıların elinde; kabotaj kanunuyla millileştirilmiş tüm limanlar yabancılara(düşmanlara) verildi, ordu komutanları terörist damgası vurularak hapse atıldı, gazeteciler ve yazarlar öyle.

***
"Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler."
-
Bundan daha isabetli bir tespit olabilir mi?

***
"Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir."
-
İşte şu an bu durumda değiliz ve bu duruma düşmeyi de beklememeliyiz.

***
"Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"
-
Atatürk’ü tekrar minnetle anıyorum. Artık görev bu milletindir, hepimizindir.