11 Ocak 2012 Çarşamba

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ben, çocukken derslerde gördüğümüz Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni, zannederdim ki gençlere hitaben yazılmış, derslerde ele alınan bir ünite. Bugün 37 yaşındayım ve görüyorum ki Atatürk bu hitabede tam da bugün yaşadığımız Türkiye’nin resmini çizmiş ve bize ne yapmamız gerektiğini söylüyor. Bakınız nasıl bir dehanın sesi yankılanıyor 1927'den günümüze:

"Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir."

-
Bunun, gerçekten de tüm özgürlüklerin kısıtlanmakta olduğu bugünlerde en öncelikli edinmemiz gereken bir görev olduğunu görmemek mümkün değil. Cumhuriyet’in ne kadar büyük bir nimet olduğunu onu kaybetmeden önce anlamamız gerek. Uyanmak için çok geç dememeliyiz.

***
"İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır."
-
Yani Haçlı Batı Emperyalizmi ve onun içimizdeki hizmetkarları. Maalesef bu hizmetkarları kendi ellerimizle başımızın üstüne getirdik.

***
"BİR GÜN, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!"
-
Kendi çıkarlarımızı düşüne düşüne geldiğimiz, bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılıkla geldiğimiz, Atatürk’ün 1927’de bahsettiği o gün işte bugündür. İstiklalimizi (bağımsızlığımızı) ve cumhuriyeti savunmak durumunda olduğumuz gün bugündür. Artık bizim için aynı şeyleri yapmış olan atalarımız gibi bizim de içinde bulunacağımız durumu düşünmeksizin, korkmaksızın görev edinmemiz gerekmektedir.

***
"Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir."
-
Evet, Haçlı Batı Emperyalizmi, hele hele içerideki hizmetçileriyle de çok çok güçlü bir durumdalar. Ama unutmayalım ki, Atatürk’ün zamanında da o dönemin şartlarında en az bu kadar güçlü idiler. Atatürk’ün dediği gibi vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş durumda. Ülkenin tüm doğal kaynakları, para getiren şirketleri, iletişimi, istihbaratı vs. yabancıların elinde; kabotaj kanunuyla millileştirilmiş tüm limanlar yabancılara(düşmanlara) verildi, ordu komutanları terörist damgası vurularak hapse atıldı, gazeteciler ve yazarlar öyle.

***
"Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler."
-
Bundan daha isabetli bir tespit olabilir mi?

***
"Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir."
-
İşte şu an bu durumda değiliz ve bu duruma düşmeyi de beklememeliyiz.

***
"Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"
-
Atatürk’ü tekrar minnetle anıyorum. Artık görev bu milletindir, hepimizindir.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Dayım Ergüven Merkezli

Dayım Ergüven Merkezli, 1992 yılında hayata gözlerini yumduğunda 49 yaşındaydı. Annemin kardeşleri içinde en küçüğü idi ama hayata ilk veda eden o oldu. Adana Demirspor’un sutopu takımında oynamış, Türkiye Sutopu Milli Takımı'nda 100e yakın kalecilik yapmış bir sporcuydu. Onun oynadığı Adana Demirspor Sutopu takımı Yenilmez Armada olarak anılırdı ve Türkiye’de üstüste kazandıkları şampiyonluklar vardı. Dayım, milli takımda katılmış olduğu Balkan Şampiyonası’nda en iyi kaleci seçilmiş. Hatta aile dostumuz Ruhi amcanın anlattığına göre rakip takımlardan birinin hocası “bizde bir Ergüven olsaydı bu turnuvayı biz kazanırdık” demiş. Bu kadar önemli bir sporcuydu ama önem verilmeyen bir spor dalındaydı.

25 Aralık 1992 Tarihli Gazete Küpürü

Ben çocukken Adana’da yüzme hocalığı yapıyordu ve zaten ben de yüzmeyi ondan öğrendim. Çocukluğumun çok güzel hatıraları vardır o havuzda. O zamanlar bile havuzdaki yüzme eğitimindeki disiplini çok iyi hatırlarım. Dayımın bana yüzme öğretirken kullandığı sözler hala hatırımdadır. Yüzmeye ve sutopuna verilen önemin kaybolmasıyla o displin de sonraki senelerde kayboldu. Havuzdan tanıdığım pek çok sporcu ağabeyimi daha sonraları liseler arası basketbol karşılaşmalarında hakemlik yaparken gördüm. Hayat o sporcular için ve dayım için çok zor geçti.

Dayım ve Ben, ~89-91

Dayım, çocukluğum boyunca, artık ben havuzu bırakmışken de, hemen hemen her öğlen bize gelirdi. Annemin yaptığı yemekleri çok sever ve her zaman överdi. Annem de onun geleceğini düşünerek yemeklerini fazla fazla yapardı. "Hastane yemeği" diye nitelediği karısının yemeklerinden kaçar annemin yemeklerini yemeye gelirdi. Hem de annemle biraz dertleşirdi. Erken ve ani ölümü en başta annem olmak üzere tüm ailemizi en çok sarsan olaydı.

Geçenlerde babam hakkında yazarken değinmiştim. Hayatta en çok onun ölümüne yandım derken bahsettiğim kişi Ergüven dayımdı. Şöyle bir interneti araştırdım ve onun hakkında hiç bir bilgiye ulaşamadım. Ölümünün yıldönümünde ben bir şeyler yazmak istedim. Birileri olur da onu hatırlar, internette aramaya kalkarsa belki bu sayfayı bulurlar.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Japonya'dan Gelen Ailemiz

23 Aralık Cuma günü eşimin annesi ve babası İstanbul’a geldi.

Onları kendi evimizde ağırlamayı çok isterdik ancak turla geldikleri için mümkün olmuyor. Havaalanında, sadece birkaç dakika görebildiğimiz anne ve babamız, eşimin büyük bir sabırsızlıkla beklediği bir bavul dolusu yemek malzemelerini de bize teslim ettiler. Sonra hemen otobüse binip Topkapı Sarayı'na doğru hareket ettiler.

Eve döndüğümüzde bavuldan çıkanlar elbette eşimi çok sevindirdi:) Beni de düşünüp getirdikleri kokteyller ve çikolatalar da beni çok sevindirdi:)



Ertesi gün, Cumartesi sabahı 8’de Truva’dan başladıkları tura Pamukkale, Konya, Kapadokya gibi turistik yerlemizi ziyaret ile devam edecekler ve Perşembe günü tekrar İstanbul’a dönecekler. Görüşebilmek için çok az zamanımız olduğu için Cumartesi sabahını da değerlendirmek istedik ve sabah 5:30da yola çıkarak evimize 55km uzakta olan Kaya Ramada Oteli’ne gittik. İki saate yakın bir süre daha hasret giderme imkanımız oldu. Saat 8’de tur otobüsü hareket etti ve biz de eve döndük.

Şu anda gezileri devam ediyor. Perşembe akşamı son kez görüşme imkanına sahip olacağız. Dün eşimle birlikte Japonya’daki yeğenlerimiz için birkaç giysi aldık. Biri 2, biri 5, biri 10 yaşında olan ve sonuncusu 5 aylık olan yeğenlerimize hediye seçmek eğlenceli olduğu kadar yorucu ve zordu. Beğeneceklerini ve üzerilerine olacağını umarak Perşembe günü anne ve babamıza teslim edeceğiz.

22 Aralık 2011 Perşembe

Büyük Büyükbabamın Katledilişi

Babam, Ali olan ilk adını katledilen büyükbabasından almıştır. Rahmetli babamın bizlere aktardığı olay, onun cümleleriyle kısaca şöyledir:

Büyük büyükbabam, Abozade Ali Bey, memleketimiz olan Çukurova’da Ermeniler’in uyguladığı katliamların arttığı dönemde çalışmak üzere bağa gitmek istemiş. (Ali Bey, onun oğlu büyükbabam İsmail Hakkı Bey ve babam o topraklarda çiftçilik yaptılar. Şimdi bendeniz ve kuzenlerim halen devam ettirmeye çalışıyoruz). Kendisini uyarmışlar, şu sıralar bunlar azıttı gitmen tehlikeli olur, demişler. Ali Bey, çalışması lazım geldiği için ikna edilememiş ve tek başına gitmiş. Bağda çalışırken Ermeniler tarafından farkedilmiş. Zorla tutup götürmüşler. Camiye sokmuşlar ve başına kurşun sıkıp öldürmüşler. Büyükbabam İsmail Hakkı Bey daha sonra bu işin peşinden çok koşmuş ama katillerin bulunmasında ve yakalanmasında başarılı olamamış.

Babamın büyükbabasını, o zaman Fransızlar’ın ve onların kışkırttığı, silahlandırdığı Ermeniler'in işgali altında bulunan Adana’da Ermeniler öldürmüştür.

Tarihinde, Dünya'nın bir çok yerinde olduğu gibi, doğrudan ve dolaylı olarak insan katliamlarının başını çeken birkaç milletten biri olan Fransızlar bugün “Ermeni Soykırımı” oylaması yaptı ve 577 kişilik meclisin 38 üyesi tarafından onaylanan tasarı kabul edildi. Demokrasiye bakın! Büyük büyükbabam Ali Bey gibi pek çok Türk’ün katlediği o dönemlerde, Fransa, Ermeniler’e Türk topraklarının sözünü vermiş ama Mustafa Kemal Atatürk gibi tarihin en büyük kahramanlarından birinin sahneye çıkmasıyla rezil olup tırıs tırıs geri dönmüştü.

Atatürk ve eşi Latife Hanım Adana'ya geldiğinde onları karşılayanlar arasında Milli Mücadele kahramanı büyükbabam Abozade İsmail Hakkı Bey (Sayar) de var. Bu resmi başka kaynaklarda bulamazsınız.

İlk planlı isyanlarını 1909’da yaparak Adana şehrini tamamen yakıp binlerce Türk’ü katleden Ermeniler, Fransa’nın kendilerine vadettiği Çukurova’da devlet kurma sözü ile ileriki yıllarda bölgeyi Türklerden temizlemek için katliamlarını artırmışlardı. Topraklarımızı işgale gelen Fransa’nın bölgede yeterince askeri gücü olmadığı için kendilerini kullandığına akıl erdiremeyecek kadar beyinsiz olan bu hain Ermeniler, 1921’de yapılan Ankara Antlaşması gereğince bölgeyi terkeden Fransızlar tarafından yüzüstü bırakıldılar. Hayalini kurdukları devlet tam bir hayal olmuştu. Her şeye rağmen Türk Devleti’nin çıkardığı affa ve verdiği bütün garantilere rağmen Adana’dan kaçtılar. Yıllardır katlettikleri Türklerle tekrar birlikte yaşamaya cesaretleri yoktu.

Muhtemelen aralarında büyük büyükbabamı katledenlerin de bulunduğu işte bu kaçan Ermenilerin uzantıları, şimdi aynı işbirliği içinde, kendilerine 100 sene önce verilen sözlerin tazmini için farklı oyunlarla ülkemize saldırmaya, iftiralarla şeytana hizmet etmeye devam ediyorlar. Ama biz başkalarını suçlamak yerine kendimize bakalım: Eğer bugün Türkiye, cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi güçlü, sözü dinlenen bir durumda olsaydı bunlar kesinlikle olmazdı. Atatürk'ün ölümünün hemen sonrasından başlayarak, en acizi bu dönem olmak üzere ülkenin başına geçen tüm yönetimler bu güçsüzleştirmeye/ihanete az, çok, bilinçli, bilinçsiz hizmet etmişlerdir.

Atatürk’e olan minnetimi bu satırların sonunda bir kez daha belirtmeyi borç bilirim.