Sene 1924. 14 Ekim günü.
Tam 87 sene önce bugün.
Cumhuriyetimiz henüz birinci yılını doldurmak üzere.
Mustafa Kemal, Cumhurbaşkanı olarak heyetiyle birlikte Kayseri’de bir hastane açılışına katılıyor.
Kurdela kesilecek.
Atatürk’ün yanına bir dalkavuk yanaşıp kulağına fısıldıyor.
“İzin verirseniz bir dua okusun” diyerek birisini işaret ediyor.
İşaret ettiği kişi ‘türbedar’ olarak nitelendirilen bir din adamı, Arapça dua okuyabiliyor, cübbeli bir hoca.
Yani herkesin içinde dua okumak için uygun tek kişi!
Atatürk’ün şu muhteşem cevabındaki ilme, şu büyüklüğe bakın:
“Hoca efendinin dua okumasına gerek yoktur. Alemlerin Rabbi benim lisanımı da bilir. Duayı ben yaparım.”
Duayı okur, kurdela kesilir.
Kur'an şöyle der:
“Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık-seçik beyanda bulunsun.” (İbrahim, 4)
Yani önemli olan beyanın ulaşması ve anlaşılması. Anlamsız bir şey kutsal ilan edilebilir mi?
Şimdi bugüne gelelim.
Dün gözümüzün içine yeni zamları dayayan İngiliz vatandaşı Malıye bakanı şöyle demişti:
“Arap köklerimize dönmeliyiz.”
Adama demezler mi, o zaman Arap vatandaşı olaydın, İngiliz vatandaşı niye oldun diye?
Demediler. Üstüne bir de bunlara oy verdiler.
Kur’an şöyle diyor:
“Allah, aklını işletmeyenler üzerine pislik bırakır.” (Yunus, 100)
“Ey iman edenler!‘Bizi davar sürüsü gibi güt’ demeyin’” (Bakara, 104)
87 sene önce bugün Türkiye daha Türk, dilimiz daha Türkçe, dinimiz daha islamdı.
14 Ekim 2011 Cuma
10 Ekim 2011 Pazartesi
Kadınları Mutlu Etmek Zor mu Kolay mı?
Hanım soruyor:
- Sen beni ne kadar seviyorsun?
- Hmmm...... Bilmem.
- Ben biliyorum.
- Ne kadar?
.......
Kadınları mutlu etmek çok zor denir. Yukarıdaki konuşma gerçekten yaşanmıştır ve son sorunun cevabını bu satırların sonunda yazacağım.
Aslında ne kadar zor, ne kadar kolay olduğunu kadının parametreleri belirliyor. Bu parametreleri kadının yaşı, sahip olduklarının dereceleri (güzelliği, aile durumu, popülaritesi vs.), halen evli olup olmadığı, evli değilse taliplerin maddi durumları, birliktelik süresince taleplerin ne ölçüde karşılanacağı vs. Aşk yok dikkat edin. Aşk şu iki noktada önem kazanıyor:
1) Talepleri fazlasıyla karşılayabilecek bir adam, üstüne bir de aşıksa.
2) Kadın zaten her istediğine sahipse ve tek ihtiyacı sevilmekse.
Bana bilmem kaç senelik arkadaşı olarak takdim ettiği adamın evine yerleşip onunla birlikte yaşamaya başlayan sevgilim olmuştu. Benim yatağımdayken onun yatağına gireceği şafağı sayıyormuş meğer, onu da sonra öğrendim. Gerçi kız haklıydı(!), adam aileden zaten zengin, bir de Harvard mezunu, en iyi eğitmen falan seçilmiş. Yani hem zengin hem zeki hem de ünlü. Onun talip olacağı kızlar arasında hiç şansım olamaz yani. Benimkine talip oldu, o da koşa koşa Amerika'ya, onun yanına gitti. Ben seni ondan daha çok seviyorum, onunla değil benimle mutlu olursun, her istediğini veririm falan desem yer miydi sizce? Yeseydi bile midem bunları söyleyecek kadar sağlam değil.
Ondan önce de evlenme planları yaptığımız ilk günlerde “küçük bir ev kiralar otururuz, orada birlikte yaşar, ölürüz” diyen, ama nişanlanınca satın aldığım evin kat numarasını beğenmeyip “deprem olursa burada ölürüm” deyip giden nişanlım da oldu benim. Talibi çıkmayınca da “ben var ya, o evi çiçek gibi yaparım” diye haber göndermişti. Yemedim tabi. Bayanlara söylüyorum: kesinleşmiş başka bir talibiniz yoksa elinizdeki hazıra rest çekmeyin. Sonra böyle dönmek zorunda kalırsınız. Yemezse de ortada kalırsınız.
Fakat şimdiiiii..
En yukarıda yazdığım konuşmanın devamı ve sorunun cevabını veriyorum:
- Bana kalp şeklinde çikolatalı kek alacak kadar çok seviyorsun. Bence hiç kimsenin kocası evliliklerinin üçüncü senesinde senin gibi karısına kalp şeklinde çikolatalı kek almıyor.

Sadece sevineceğini düşünerek aldığım küçücük bir şeyi sevgimin derecesini gösteren bir hediye olarak değerlendiren bir kadını yukarıda yazdıklarım arasından hangi kalıba sığdırabilirim?!
Kadınları mutlu etmek zor mu kolay mı sorusuna cevap vermeye kalksam bu lafın üstüne kime ne anlatabilirim?!
Bugün bildiğim tek şey var o da eşimle evli olduğum için çok şanslı olduğumdur.
- Sen beni ne kadar seviyorsun?
- Hmmm...... Bilmem.
- Ben biliyorum.
- Ne kadar?
.......
Kadınları mutlu etmek çok zor denir. Yukarıdaki konuşma gerçekten yaşanmıştır ve son sorunun cevabını bu satırların sonunda yazacağım.
Aslında ne kadar zor, ne kadar kolay olduğunu kadının parametreleri belirliyor. Bu parametreleri kadının yaşı, sahip olduklarının dereceleri (güzelliği, aile durumu, popülaritesi vs.), halen evli olup olmadığı, evli değilse taliplerin maddi durumları, birliktelik süresince taleplerin ne ölçüde karşılanacağı vs. Aşk yok dikkat edin. Aşk şu iki noktada önem kazanıyor:
1) Talepleri fazlasıyla karşılayabilecek bir adam, üstüne bir de aşıksa.
2) Kadın zaten her istediğine sahipse ve tek ihtiyacı sevilmekse.
Bana bilmem kaç senelik arkadaşı olarak takdim ettiği adamın evine yerleşip onunla birlikte yaşamaya başlayan sevgilim olmuştu. Benim yatağımdayken onun yatağına gireceği şafağı sayıyormuş meğer, onu da sonra öğrendim. Gerçi kız haklıydı(!), adam aileden zaten zengin, bir de Harvard mezunu, en iyi eğitmen falan seçilmiş. Yani hem zengin hem zeki hem de ünlü. Onun talip olacağı kızlar arasında hiç şansım olamaz yani. Benimkine talip oldu, o da koşa koşa Amerika'ya, onun yanına gitti. Ben seni ondan daha çok seviyorum, onunla değil benimle mutlu olursun, her istediğini veririm falan desem yer miydi sizce? Yeseydi bile midem bunları söyleyecek kadar sağlam değil.
Ondan önce de evlenme planları yaptığımız ilk günlerde “küçük bir ev kiralar otururuz, orada birlikte yaşar, ölürüz” diyen, ama nişanlanınca satın aldığım evin kat numarasını beğenmeyip “deprem olursa burada ölürüm” deyip giden nişanlım da oldu benim. Talibi çıkmayınca da “ben var ya, o evi çiçek gibi yaparım” diye haber göndermişti. Yemedim tabi. Bayanlara söylüyorum: kesinleşmiş başka bir talibiniz yoksa elinizdeki hazıra rest çekmeyin. Sonra böyle dönmek zorunda kalırsınız. Yemezse de ortada kalırsınız.
Fakat şimdiiiii..
En yukarıda yazdığım konuşmanın devamı ve sorunun cevabını veriyorum:
- Bana kalp şeklinde çikolatalı kek alacak kadar çok seviyorsun. Bence hiç kimsenin kocası evliliklerinin üçüncü senesinde senin gibi karısına kalp şeklinde çikolatalı kek almıyor.

Sadece sevineceğini düşünerek aldığım küçücük bir şeyi sevgimin derecesini gösteren bir hediye olarak değerlendiren bir kadını yukarıda yazdıklarım arasından hangi kalıba sığdırabilirim?!
Kadınları mutlu etmek zor mu kolay mı sorusuna cevap vermeye kalksam bu lafın üstüne kime ne anlatabilirim?!
Bugün bildiğim tek şey var o da eşimle evli olduğum için çok şanslı olduğumdur.
6 Ekim 2011 Perşembe
Kokteyl
Japonya’da market gezmek çok eğlenceli. Sebzeydi, meyveydi, balıktı, herşey için kıyamet kadar çeşit var.
En güzel reyonlardan biri bira reyonu. Japon biraları gerçekten kaliteli ama daha güzeli de var: ‘kokteyller’.

Değişik mevelerin aromalarıyla, %3-8 arası alkol oranlarıyla bira gibi hazırlanmış içkiler harika. Şeftalisinden eriğine, mangosundan üzümüne değişik markalarda sunuluyorlar. Buradaki Efes gibi firmalar neden böyle şeyler çıkarmazlar bilmem. Yeni Rakı’yı gavurlara sattık diye -haklı olarak- hükümeti eleştiriyoruz. Ama gavurlar aldı alalı kuru üzüm rakısı, bilmem ne harman rakısı diye çeşit çeşit çıkartıyorlar. Yeri gelmişken ürünlerini çeşitlendirip narlı, armutlu gazoz çıkaran Uludağ’ı kutluyorum. bir de Ama %5 koysalar fena olmazdı hani.
En güzel reyonlardan biri bira reyonu. Japon biraları gerçekten kaliteli ama daha güzeli de var: ‘kokteyller’.

Değişik mevelerin aromalarıyla, %3-8 arası alkol oranlarıyla bira gibi hazırlanmış içkiler harika. Şeftalisinden eriğine, mangosundan üzümüne değişik markalarda sunuluyorlar. Buradaki Efes gibi firmalar neden böyle şeyler çıkarmazlar bilmem. Yeni Rakı’yı gavurlara sattık diye -haklı olarak- hükümeti eleştiriyoruz. Ama gavurlar aldı alalı kuru üzüm rakısı, bilmem ne harman rakısı diye çeşit çeşit çıkartıyorlar. Yeri gelmişken ürünlerini çeşitlendirip narlı, armutlu gazoz çıkaran Uludağ’ı kutluyorum. bir de Ama %5 koysalar fena olmazdı hani.
1 Ekim 2011 Cumartesi
Nazım'ın son şiiri
Nazım Hikmet; Moskova'da, kalbi hasta.
Doktoru dışarı çıkmayacaksın, bu soğuk havayı tenefüs etmeyeceksin diyor.
Nazım Vera'ya aşık.
Paltosunu geçiriyor üzerine, kendisini dışarı atıyor.
Doktorun yasakladığı soğuk havayı içine çeke çeke yürüyor.
Vera'ya gidiyor ve sonra ölüyor.
Son şiirini şöyle yazmış Nazım:
Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana
Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm
Doktoru dışarı çıkmayacaksın, bu soğuk havayı tenefüs etmeyeceksin diyor.
Nazım Vera'ya aşık.
Paltosunu geçiriyor üzerine, kendisini dışarı atıyor.
Doktorun yasakladığı soğuk havayı içine çeke çeke yürüyor.
Vera'ya gidiyor ve sonra ölüyor.
Son şiirini şöyle yazmış Nazım:
Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana
Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm
Kaydol:
Yorumlar (Atom)