20 Eylül 2011 Salı

Müthiş Gündem

Haber kanallarını seyrediyorum ve yer verilen haberler müthiş. İşte bugünün müthiş gündemi:

Yıldırım Demirören Klüpler Birliği Başkanı oldu.
Fener maçına bayanlar beleş girecek. Bilet kuyruğu taaa oraya kadar.
Dolar bilmemkaç yılın zirvesinde.. yok yok.. müdahale geldi..düştü şimdi.
M.Ali Erbil hüngür hündür ağladı. Ah canııım.
Özel yayın.. flaş flaş flaş! Erdoğan-Obama görüşmesi canlı aktarım.
İbrahim Tatlıses'e takacaklar: Robot kol. Bilmemnereden ithal. Son Teknoloji.
Akdeniz'de sondaj başlıyor.. 2 gay evlendi.
Kadirizmin omzuna hamam böceği kondu.

Hal böyle olunca Ankara'daki bombalı saldırıya fazla yer kalmıyor.
Allah uyutulan milletime güzel rüyalar nasip etsin.

16 Eylül 2011 Cuma

Abuzer

Abuzer kelimesini birçok yerde birisine ait bir isim olarak duymuşuzdur. Anlam olarak incelendiğinde bazı kaynalarda “inci baba” anlamında, bazı kaynaklarda da “altın suyu” anlamında olduğunu görürüz. Bazı kaynaklar ise bu kelimenin Ebu Zer isminin fonetik değişime uğramasıyla oluştuğunu belirtir.

Peki bu Ebu Zer kimdir?

Ebu Zer islamı ilk kabul edenlerden biridir. Kimine göre dördüncü, kimine göre beşincidir. Peygamberimiz Ebu Zer hakkında kaynaklarda yer alan şu iki sözü söylemiştir:

“Güneş dünya üzerinde Ebu Zer’den daha dürüst birinin üzerine doğmamıştır.”

Peygamberimizin etrafında bulunan onca sahabiyi, akrabalarını, dostlarını, evlatlarını, o ilk müslümanları düşünün ve tüm o insanlar duruken, hatta söylemine bakıldığında kendisini de dahil ederek, dürüstlükte en öne çıkardığı şu kişinin nasıl bir doğruluğa sahip olduğuna kanaat getirmeye çalışın. Hatta ve hatta “güneş üzerine doğmamıştır” derken o güne kadar yaşamış tüm insanlığı da dahil ettiği sonucunu çıkartabilirsiniz. İşte böyle bir adama ikinci olarak da şöyle demiştir:

“Ey Ebu Zer, sen yalnız yaşar yalnız ölürsün.”

Öyle de olmuştur. Ebu Zer, halife Osman’ın valiliklere kendi yakınlarını getirip, akrabalarına mali imkanlar kazandıran siyasetinin dine aykırı olduğunu söylemiş ve en nihayet halife Osman tarafından sürgüne gönderilerek yalnız başına hayatını kaybetmiştir. Oradan geçen bir kervanın farketmesiyle cesedi tesadüfen bulunup defnedilmiştir. Ebu Zer bugünün RTE Türkiye'sinde yaşasaydı Ergenekon'dan içerideydi.

Peygamber efendimiz kimin ne kadar dürüst olduğunu, kimin yalnız yaşayıp öleceğini elbet bilir ama dürüstlükle dünyada yer edinilemeyeceğini bilmek için peygamber olmak gerekmez.

Abuzer’in gerçek hikayesi budur.

10 Eylül 2011 Cumartesi

Yeniden Tokyo ve Nilüfer Çiçekleri

(4/4 son bölüm)

Tsu’ya döndüğümüz zaman, Japonya’da kaldığım süre boyunca yeni doğan yeğenimizi kucağıma alma fırsatı bulamadım. Anlaşılamayan bir sebepten ötürü sindirim sisteminde bir bozukluk varmış ve incelenmek üzere hastanede kalması gerekmişti. O sıralarda aklımıza kötü şeyler geliyordu ve evde hüzünlü bir hava vardı. Çok şükür, aradan geçen süre içinde kötü bir şey olmadığı anlaşıldı. Bugün çok daha iyi olduğu haberleriyle seviniyoruz. Tek üzüntüm, biraz da onun doğumuna şahit olmak ve onu kucaklayabilmek için gittiğim Japonya’dan bu isteğimi elde edememiş olarak dönmüş olmamdır.

Ailemle vedalaştıktan sonra eşimle birlikte son iki günümü geçireceğim Tokyo’ya hareket ettik. 2009 Nisan ayında gittiğimde pespembe kiraz çiçekleriyle bezenmiş olarak gördüğüm Ueno Parkı artık yemyeşildi. Tekrar ziyaret ettiğimiz hayvanat bahçesinde Çin’den gelen iki pandayı gördük. Parkta daha önce görmediğim ve hayran kaldığım bir şey daha vardı: nilüfer çiçekleri. Gölün üzerinden insan boyuna kadar yükselmiş olan geniş yeşil yapraklarının arasında; bazıları yeni açmaya başlamış, bazıları açmış, bazıları da yapraklarını dökmekte olan pembe nilüfer çiçeklerini seyretmeye doyamadım.


Hem doğanın hem tarihin hem de teknolojinin bütünleştiği Tokyo’da Akihabara’yı ziyaret etmemek olmazdı. Alış verişimizin çoğunu orada yaptık. Daha önce İstanbul’da ziyaretimize gelen eşimin arkadaşıyla da orada görüşme fırsatı bulabildik. Kaldığımız otelden inşası devam etmekte olan Yeni Tokyo Kulesi çok güzel görünüyordu. Sevgili eşim hem bu görüntüye şahit olmak hem de Akihabara’ya yakınlığı dolayısıyla bu oteli seçmişti. Evimizin vitrininin bir köşesini süslemek üzere en sevdiğim bilgisayar oyunu serisi olan Final Fantasy’ye ait bir kaç figür alıp alış verişimi tamamladım. Yeni Tokyo Kulesi’ni ziyaret etmek ise artık sonraki seneye kaldı. Eşim, iki hafta daha kalacağı ailesinin yanına dönerken ben de havaalanına gitmek üzere yola koyuldum. Dördüncü kez gittiğim Japonya maceramız da böylece sona ermiş oldu.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Kobe

(bölüm 3/4)

Fukuoka’dan gece hareket eden otobüsle sabah erken saatlerde Kobe’ye vardım. Eşimle buluştuktan sonra bu şehirdeki gezimize başladık. 1995 yılında büyük bir deprem felaketiyle sarsılan Kobe şehri tamamen yeniden inşa edilmiş, çağdaş ve huzur dolu bir görünüme kavuşmuştu. Sahile harika bir park alanı yapılmış ve yeni inşa edilen iskelenin hemen yanında 1995’teki depremde yıkılıp kısmen suların altında bulunan eski iskeleyi, bu felaketi unutmamak için olduğu gibi bırakmışlar. Bu yıkıntını yanında ise o günden bu güne gelinen durumu resimlerle anlatan yazılı plakalar bulunmaktaydı.

İki gün geçirdiğimiz Kobe’de, eşimin panda şeklinde yapılmış özel bir tatlı yediği Çin Mahallesi’ni gezdik. Daha sonra teleferikle ulaşılan tepenin yamacında bulunan Nunobiki bahçesi, görme fırsatı bulduğum en güzel yerlerden biriydi. Şehrin tepe üzerinden görüntüsü harikaydı. Rengarenk çiçeklerin yanı sıra şimdiye kadar sadece manav tezgahlarında gördüğüm meyveleri dalları üzerinde görmek gezimize ayrı bir renk kattı. Aşağı inerken dinlenmek için durduğumuz yerde, bir Okinawa meyvesi olan ‘shikwase’ aromalı ‘kakigori’ yedim. Kakigori denilen şey bizim karsambaç dediğimiz şey ile aynı. Eşim bu kar makinesinin Japonya’da çok satıldığını söyleyince hemen alış veriş listeme dahil ettim.

Tokyo’ya gitmeden önceki bir kaç günümü ailemle geçirmek üzere Kobe’den ayrıldık. Tsu’da bizi üzücü bir sürpriz bekliyordu..