10 Ağustos 2010 Salı

Fazıl Say, Ercan Saatçi ve “yavşak” polemiği

Tüm polemik Fazıl Say’ın Twitter’da “Bir haftadır kendimi tutuyorum ama 37 yıldır F.Bahçeliyim. 3 bin nüfuslu İsviçre köy takımına elenme yavşaklığından utanıyorum” yazmasıyla başladı. Bunu gören Ercan Saatçi de kendi köşesinde “Fazıl Say yavşaklığı bıraksın” diye yazı yazmış.

Şimdi benim kimseyi savunacak halim yok. Müzisyen değilim ama iyi bir müzik dinleyicisiyim. Gazeteci de değilim ama iyi bir okuyucuyum ve takipçiyim. Bu polemik konusu bende bir şeyler yazma ihtiyacı uyandırdı. Öncelikle bir karşılaştırma yapalım. Fazıl Say’ın yaptığı ve yorumladığı müzik Ercan Saatçi’nin yapmış olduğundan çok ama çok daha yüksekte. Fazıl Say halen müzik yapıyor, yani kendi mesleğini yapıyor. Ercan Saatçi spor yazarlığı, yorumculuğu yapıyor. Fazıl Say kendi yeteneği, becerisiyle ve çalışmalarıyla müzisyen oldu. Ercan Saatçi Ertuğrul Özkök’ün kızıyla evlendiği için aynı gazetede yazar oldu. Fazıl Say dünya çapında bir sanatçı. Ercan Saatçi Türkiye çapında bir popçuydu. Fazıl Say Türkiye'yi dünyada temsil ediyor. Ercan Saatçi gazetede Fener'i temsil ediyor; bu temsilciliğini yüksek göstemek için de Fenerbahçe'yi "cumhuriyet" olarak takdim ediyor. Fazıl Say Nazım Hikmet’i müziği ile anlatırken, yüceltirken Ercan Saatçi kameranın önünde “nasıl s..tik cimbomu” diyerek kendince Galatasaray'ı küçültüyor.

Ercan Saatçi köşesinden diyor ki “F.Bahçeli geçinen Fazıl, 100. yılda bu kulübe para karşılığı senfoni yazdığını unutmuş galiba.” Sanki kendisi gazeteceliğe kayınpederinin hatırı için bedava başladı, bedava yapmaya da devam ediyor. Koskoca gazete bir popçuyu niye gazetesinin spor yazarı yapsın? “Grup Vitamin'de güzel şarkı sözü yazıyordun, hadi gel şimdi de gazeteye spor yazıları yaz” !!! Yok artık daha neler! Sanki Fazıl Say Fenerbahçe Klübü’ne gitmiş “bana para verin de size bir senfoni yazayım” demiş. Ha şimdi ola ki Ercan Saatçi buna benzer bir eleştiri ile karşılaştı. O da şöyle diyebilir: “sanki ben Özkök’e gittim, ‘kızını alırım ama sen de bana gazetende yer ayır’ dedim”. Öyle oldu mu olmadı mı bilmem. Öyle olmadı diyelim. O zaman sen de ortaya çıkıp ona buna sanki öyle yapmışlar gibi laf atamazsın. Herşey bir tarafa Fazıl Say bir sosyal paylaşım sitesinde kendi tuttuğu takıma laf söylüyor ama sen kameralar önünde bir başka takıma küfür ediyorsun, gazete köşende de, sanatsal açıdan asla yanına bile yaklaşamayacağın bir şahısa dil uzatıyorsun.

Ben Fazıl Say’ın müziğini dinlemeye ve bir Türk olarak onunla gurur duymaya devam edeceğim.

3 Ağustos 2010 Salı

03.08.2010

İki gün önce akşam üzeri eşim ve annemle birlikte Bağdat Caddesi’nde kısa bir yürüyüş yaptık. Bir pastanede su muhallebisi yedik, eşim de dondurma yedi. Güzel bir akşamdı. Annem önce gelmek için çekindi. Karı-koca ile birlikte kendini biraz rahatsız hissetti. Ama ben onunla birlikte olduğuma memnun oldum. Dönerken bir süre bankta oturup dinlenmek ihtiyacı duydu. Annemin yürüyüşündeki aksaklık ve zorlanma da dikkatimden kaçmadı ve kendimi kötü hissettim. Onun yaşlanmış olduğunun daha çok farkına vardım.

Annemin tüm hayatı birilerine bakmakla geçti. Ortaokuldayken kaybettiğim anneannemin son zamanlarında hep onun yanında kaldı. Selami dayım çok uzun seneler hastalığı yüzünden evden çıkamadı. Annem ona da baktı. Hatta dayım gençken de çok hasta olurmuş. Daha sonra Aydın dayımın beklenmedik bir şekilde kansere yakalanması ile ona da bakmak durumunda kaldı. Babama ise tüm hayatı boyunca baktı. Her zaman söylerim, eğer annem olmasaydı babam 80li yaşlarını göremezdi. Ancak artık etrafında kendisinden başka bakıcılık yapacağı kimse kalmadı. Şimdiye kadar başkalarına bakmaktan kendine bakamamış olan annem artık kendi durumunun daha çok farkında. Hasta olduğu zaman, bir yeri ağrıdığı zaman daha çok korkuyor.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Mobil Operatör Çağrı Merkezi

Size daha önce çalıştığım cep telefonu operatörünün müşteri hizmetleriyle yaşadığım olayı anlatayım. Artık o şirketin bir çalışanı değil bir müşterisiyim. Ve çalışırken memnun edemedikleri beni artık müşterileri olarak memnun etmek durumundalar.

Tarih 29.06.2010. Bir ay önce. Sabah saatleri. Yurtdışından yeni geldim ve yurtdışında kaldığım iki haftaya yakın bir zaman boyunca hattım çalışmadı. Gerektiğinde eşimin hattını kullandım. Telefonum yurtdışı kullanımına da açık. Daha doğrusu hattı alırken öyle talep ettim ve hatta ait formu tekrar incelediğimde bu özelliğin olumlu olarak işaretlenmiş olduğunu tekrar teyit ettim. Ayrıca telefonum Japonya ağ yapısını da destekliyor. Zira daha önce aynı telefonda başka bir hat kullanarak gittiğimde hattım açıktı ve kullanabiliyordum. Ancak şimdiki hattım orada çalışmadı ve işin garibi Türkiye’ye döndüğüm zaman da arama yapamadım. Yapmam gereken işlerim vardı, dışarıya çıkmak zorundaydım ve telefona ihtiyacım vardı.

Bunun üzerine müşteri hizmetlerini aradım. Özetle konuşulanları anlatayım.

Hatun bana dedi ki
- Efendim hattınız borcu yüzünden kapanmış
- Peki ne zamana kadar ödemem gerekiyordu.
- 22.06 son ödeme tarihi.
- Yani arada bir hafta var. 1 hafta içinde fatura ödemeyince her hat kapanıyor mu?
- Her hattın durumuna göre değişiyor.
- Peki bakar mısınız benim hattın durumu neymiş?
- Şu an bilgilerinize ulaşmaya çalışıyorum. Biraz bekleteceğim.
- Beklerken şunu da belirteyim. Ben yaklaşık 2 haftadır yurt dışındaydım. Bugün döndüm. Hattımın roaming’e açılmasını istemiş olmama rağmen telefonumu orada kullanamadım.
- anlıyorum
- Hattımın roaminge açık olup olmadığını da öğrenebilir miyim?
- Bilgilerinize ulaştığım zaman görebileceğim.
- Faturalarımı ödemek için internet bankacılığını kullanıyorum. Ve internet bankacılığını kullanmak için her defasında telefona şifre içerikli bir mesaj geliyor biliyosunuz.
- Evet
- Benim hattım kapalı olduğu için mesaj da alamıyordum ve internet bankacılığına girip borcumu ödememe de imkan yoktu.
- Mağdur olmuşsunuz. Bu arada sistem çok yavaş bilgilerinize bir türlü ulaşamadım. Tekrar deniyorum.
- Dolayısıyla borcumun ödenmemesine hem siz sebep oluyorsunuz hem de ödenmedi diye hattı kapatıyorsunuz.
- Haklısınız
- Hattımın hemen açılmasını istiyorum.
- Bu bizim elimizde değil maalesef. Borcun ödenmesi lazım.
- Tamam. Şimdi ödeyeceğim borcum neyse. Ne zaman açılır?
- Borç ödendi bilgisi gelince 24 saat içinde açılır.
- 24 saat uzun bir süre. Birazdan dışarı çıkacağım, işlerim var ve telefonu kullanmam lazım.
- anlıyorum ama bizim elimizde değil.
- O zaman siz hattı açın 24 saat süre koyun. Bu süre içinde borç ödendi bilgisini alamazsanız tekrar kapatırsınız. Şimdi ödeyeceğim diyorum. Telefon lazım bana.
- Maalesef elimizde olan bir şey değil. Bu işlemler otomatik oluyor. Biz yapamıyoruz. Bu arada bilgilerinize hala ulaşamadım. Sistemde bir sorun var sanırım.
- Neyse benim gitmem lazım. Daha sonra sizi tekrar arar öğrenirim.

Bir daha aramadım tabi. Ama Allah’tan hattım da borcu ödedikten hemen sonra açıldı.

İşte böyle sevgili arkadaşlar. Ulaşma yetkisine sahip olan şirket çalışanı arkadaşlar benim bu konuşmama ulaşabilirler. Aslını dinleyince eminim daha ilginç gelecektir. Görüldüğü gibi adamlar çözüm üretemedikleri gibi müşterinin ürettiği çözümleri de uygulayamıyorlar. Müşteri ile temasta olan kişinin hiç bir şey yapmaya yetkisi yok. Hatta bilgilere bile ulaşamıyor. Ben ve arkadaşlarım bunun gibi müşteri memnuniyetine hitap eden pek çok çözüm önerilerisini bu şirkette çalıştığımız sırada da yapıyorduk ama ya es geçiliyordu ya başkası tarafından sahipleniliyordu ya da fikir sahibi kıymete binmesin diye üstü örtülüyordu. MMS projesinin ilk zamanlarında çoklu gönderim fikrini ortaya koyduğum zaman yöneticim konumunda olan şahsın nasıl bir dehşete kapılıp fikre karşı çıktığını çok iyi hatırlarım. Tabi bu fikrin ortaya çıkmasına sebep olan problemin o zamanki CEO tarafından yaşanmış olması bahsettiğim şahsı daha da fazla dehşete düşürdü. Zira çözümü üreten kişinin ben olduğumu CEOnun öğrenmesi hiç işine gelmezdi. Elbette bu fikir uygulamaya alındı ama onun yüzünden bu fikrin gündeme alınıp çoklu gönderim uygulamasının hizmete sunulması benim ortaya koymamdan 4 ay kadar sonra yapılabildi ve tabi işin kaymağını kendisi dahil başkaları yedi. Ben şimdi başka bir şirkette çalışıyorum ve o şahıs hala aynı o şirkette yönetici(!). Artık mevki olarak da daha iyi bir işte olduğuma seviniyorum.

27 Temmuz 2010 Salı

27.07.2010

Bugün işim karşıdaydı. Böyle zamanlarda saat 7den önce yola çıkıyorum. Bu yüzden işe de normal mesai saatinden çok önce geliyorum. Köprü trafiğinden kaçmak için erken uyanmaya değer.

Bu Çinliler değişik insanlar. Birinci yöneticim 2 haftadır izindeydi ve bu aradan sonra ilk defa bu sabah karşılaştık. Adam gelir gelmez benim önümden geçip kendi odasına gitti. Belki görmemiştir dedim. Hemen sonra yine önümden geçip tuvalete gitti. Bir süre sonra da arkamdan geçip tekrar yerine gitti. Artık görmemiş olduğuna ihtimal vermedim. Ya arkadaş insan bir selam vermez mi? Hal hatır sormaz mı? Durum böyle olunca insanın aklına bir sürü şey geliyor. Yaptığımız iş müşteri odaklı olduğu için insan ilişkileri, iyi iletişim kurmak çok önemli ve bu her zaman vurgulanıyor. E kendi içimizde böyle küçük iletişimlerden kaçarsak başkalarına karşı nasıl rahat olabileceğiz? Demek ki Çinliler böyle diye düşünüyorsun. E böyle düşünmek doğru olmuyor. Demek ki iş ve sonuçlarına çok önem verilmiyor diye düşünüyorsun. O da çok yakın gelmiyor. Daha bir sürü şey düşünüyorsun. Yani bir hareket insanı bin türlü düşünmeye itiyor.

Aynı adamla daha sonra toplantı yaptık ve hem yakınlık gösterdi hem de fikirlerinin ne kadar net ve yerinde olduğunu görünce bulunduğu mevkiye boşuna gelmemiş olduğu anlaşıldı. E o zaman daha önceki davranışın ne manası vardı? Hani ‘komple’ diye bir yabancı bir kelime kullanırlar ya. Komple futbolcu derler mesela. Bu işin de biraz öyle olması lazım. Biraz oradan biraz buradan olmuyor. Gerçi bundan da fazla şikayet etmemek lazım. Zira daha önce çalıştığım şirkette biraz oradan biraz buradan olan bir yönetici bile yoktu. Çalıştıklarımın hepsi ve tanıdıklarımın çoğu yönetemeyiciydi; al gülüm ver gülümcüydü. Hayatında koyun görmemiş adamı köyün çobanı yaparlar mı? İşte eski şirket aynen böyleydi. Bir işi bilen yapar bilmeyen yönetirdi.

Akşam kuzenimle güzel bir yemek yedik. Uzun zamandır görüşme şansımız olmamıştı. Hem onun geçmiş doğum gününü kutladık hem de benim yeni işimi. Şimdi evde günün yorgunluğunu atmaya çalışıyorum.