24 Haziran 2016 Cuma

Yaşar Nuri Öztürk

Ölüm haberini aldığım iki gün öncesinden beri büyük bir üzüntü içindeyim. Öğretmenimi kaybettim. Beni hiç görmeyen, varlığımdan haberi bile olmayan ama bana çok şey öğreten, yol göstericimi kaybettim. Kitapçıya her girdiğimde yeni çıkanlar arasında onun kitaplarını aradım. Onun kitaplarıyla aydınlandım, bilmediğim gerçekleri, yanlış bildiklerimin doğrularını ondan öğrendim. İşyerinde insanlar çalışırken kulaklıklarını takıp müzik dinler ya, ben çoğu zaman onun konuk olduğu programları bulur dinlerdim. Konuşması, sözcükleri, üslubu, vurguları, her şeyiyle dinlemekten büyük zevk aldığım bir insandı. Yazılarındaki üslup, edebiyat ve kullandığı şahane Türkçesi ile bana ayrıca yol gösterici olmuş, karınca kararınca kendi yazdıklarımda örnek aldığım kişilerin başında gelmiştir.

Gitgide karanlığa gömülmekte olan Türkiye, en parlak ışığını kaybetti. Türkiye, en zor dönemine, son yarım yüzyılda yetiştirdiği en önemli ilim adamlarından birinden mahrum bir şekilde girmek zorunda. Cumhuriyet tarihinin yetiştirdiği en büyük İslam aydınlatıcısı hayata veda etti. Türk insanını, saplanmış olduğu hurafe batağından çekip çıkarmak için var gücüyle çalıştı. Tanımını kendisinin koyduğu Dincilik belasından Türk insanını kurtarmak için didindi durdu.

Çıkacağını söylediği, benim dört gözle beklediğim üç ciltlik Kurtuluş Savaşının Kur'anî Boyutları ve Atatürk İle Aldatmak kitapları raflarda yerini alamadan hayata gözlerini yumdu. Kitaplığım öksüz kaldı. O kadar üzgünüm ki anlatamam.

"Yobazın olmadığı her yer cennettir" derdin. İşte eminim ki sen artık yobazın olmadığı yerdesin. Işığınla bize de oranın yolunu açtın; ne kadar vaktimiz kaldıysa, inşallah bizler de orayı hak edenlerden oluruz.

21 Haziran 2016 Salı

Oğlumun ilk Yaş Günü

Koca bir yıl geçmiş bile. Abisinin dördüncü yaş gününün üç hafta sonrasında oğlum Kayra da ilk yaşını doldurdu. Annesinin karnından çıkıp da kucağımıza alacağımız günü iple çekerken, şimdi kucakta durmaz oldu. Anlamsız da olsa ağzından çıkacak ilk heceleri beklerken, şimdi susmaz oldu. Emeklemeye başladı, barikat fayda etmez oldu. Yemek seçer oldu, hoşlanmadığı şeylere kızar oldu, oldu da oldu.

Doğum günü iki hafta önceydi ama yazıyı yeni yazıyorum diye ihmal ettim sanılmasın. Araya bir de tatil gezisi sığdırdık. Bir bakıma, oğullarımın dördüncü ve birinci yaşlarını Bodrum'da şereflendirdik. Doğum günü kutlamasını ise yine olabildiğince sade tuttuk. Kendisi, annesi, babası, abisi ve babaannesi olmak üzere sadece beş kişiydik. Önümüzdeki ay Japonya'ya taşınacağımız için bu beş kişi bir daha ne zaman biraraya gelir de kutlama yapar bilmem. Kayra'nın ilk yaş günü bu nedenle ayrıca özeldi.

Bodrum'a yaptığımız seyahat yorucuydu ama kaldığımız otel[1] çok güzeldi ve konforluydu. Hem ramazan ayında olmamız hem de eşi benzeri görülmemiş siyasî icraatlarımızın turizmdeki etkileri sayesinde otel epey boştu. Ancak bu durum, İstanbul kalabalığından bunalmış olan bizler için bir şikayet sebebi oluşturmuyordu. Tersine, epey rahat etmemize vesile oldu.

Kayra ilk havuz ve deniz deneyimini bu tatil ile ilk yaşında elde etti. Abisi de ilk kez havuza girdiğinde 1 yaşındaydı (ilgili yazı: Bayramda Sapanca). O, suya girmeyi daha tepkisiz karşılamıştı ama bu sefer epey temkinli ve tepkili karşıladı. Suya girmesi için zor ikna edebildik. Girdiğindeyse olabildiğince eğlenmeye çalıştı. Kayra'nın ilk deneyimi ise abisine kıyasla daha eğlenceliydi. Hiç rahat durmadı, tersine epey hareketli ve neşeliydi. Bu sayede biz de çok eğlendik. Kumlarda oynamalarını izlemek ayrıca keyifliydi. Bir ara dikkatimizden kaçırdığımız Kayra kumların tadına bile baktı.

Çocuklarımın 2 ve 5 yaşlarını dolduracakları önümüzdeki dönem bizim için çok zorlu olacak. Taşınma ve yerleşme süreci çetin geçecek. Birkaç ay önce yaptığımız gibi bir kattan diğerine taşınmaya benzer bir değişiklik değil bu yapacağımız. Bu sefer doğrudan ülke değiştiriyoruz. Asya'nın bir ucundan diğerine gideceğiz. Oğullarımın sonraki yaş günlerini daha güzel kutlayabilmek için var gücümüzle çalışacağız.
_________________________________________________________________________________
[1] http://premiumbodrum-tr.rixos.com/

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Oğlum 4 Yaşında

Oğlum Eren dün dördüncü yaşını doldurdu. Doğumundan bugüne atlattığı ve uğradığı kazalar, ağzından çıkan ilk Türkçe ve Japonca kelimeler, emeklemesi, düşmesi, okulu, kitabı, yapbozu, resmi, yemesi, içmesi, ağlaması, yürümesi, koşması, topa vurması, yüzmesi, kızması, kardeşinin doğumuyla ağabey olması ve daha nice ilklerini ve deneyimlerini düşününce, dört yıl dile kolay geliyor ve o kadar hızlı geçmiş ki zaman, bunca şey dört yıla nasıl sığmış diye şaşırıyor insan.

Dördüncü yaş gününün ilk kutlamasını okulda öğretmeni ve arkadaşlarıyla yaptı, ilk hediyelerini orada aldı. Okul kuralları sebebiyle anne-baba olarak katılamadığımız bu kutlama için yaptığı pastaya eşim üç gün harcadı. Yaratıcılığı ve özeniyle gurur duyduğum eşim, çilekli-çikolatalı pastasını Örümcek Adam yüzü şeklinde hazırladı. Biz tatma fırsatı bulamadık ama lezzeti hakkında okulda konuşabildiğim kişilerden güzel sözler duydum.

Babaannesi çok aceleci olduğu için Adana'dan çoktan almış olduğu doğum günü hediyesini birkaç hafta önce İstanbul'a geldiği zaman vermişti. Komşularımızın katılımıyla akşam yaptığımız ikinci doğum günü töreninde de biz hediyemizi verdik. Ve artık Eren beşinci yaşını dolduruyor. Tüm kararlarımızı onlar için aldığımız çocuklarımızın yeni yaşlarına gireceği önümüzdeki yıllar bizi hem sabırsızlandırıyor hem endişelendiriyor. Hem de...heyecanlandırıyor.

1 Mayıs 2016 Pazar

İdare Ederse Sorun Yok

Rahmetli babam ilaç içmeye çok meraklıydı. Bir yeri ağrır ilaç içer, midesi bulanır içer, yemek dokunur içer, kaşınır içer, ateşi çıkar içer, öksürür içer, tansiyonu çıkar içer, iner içerdi.

Sağlığını takardı ama hayatı takmazdı.

Bir gün doktora gitmiş. Doktor anlatmış, şuranda şu var, buranda bu var, diye. 
En son, "Burnunuzda da kırık var" demiş.
Babam durmuş, "Beni öldürür mü" demiş.
Doktor, "Öldürmez" demiş.
Babam, "Peki, beni ölene kadar idare eder mi" demiş.
Doktor, "Eder" demiş.
Babam, "E o zaman benim tansiyon ilacını yaz da gideyim" demiş [1].

Âlem adamdı.

Ölmek önemsizdi ama iyi yaşamamak, kaliteli yaşamak çok önemliydi. Ütüsüz pantolon giydiği olmadı. Ayağında, üzerine toz konmuş ayakkabı bulunmazdı. Her sabah tıraş olur, kravatsız sokağa çıkmazdı. 83 yaşında vefat ettiğinde, yeni aldığı elbisesinin daha taksitleri bitmemişti.

83 yıl bir kişinin gönlünü kırmadı. Sitem bile etmedi. Yalan nedir bilmezdi. Hiç tanımadığım insanlar bana gelip babamı övdü. Tatil yaptığım otelde karşılaştığım yaşlı bir Adanalı, babam için "Adana'nın beyefendisiydi" dedi.

Yaşarken Adamdı. Ebediyete kavuştu, hâlâ Adam.
_________________________________________________________________________________
[1] Annem anlattı, ben biraz süsledim.