29 Eylül 2014 Pazartesi

Prenses Masako

Başlık, son bitirdiğim kitabın adını taşımaktadır. Ben Hills'in yazmış olduğu biyografi/inceleme tarzı olan bu kitap, halen Japonya İmparatorluğu'nun veliaht prensesi olan Masako'yu incelemektedir. Eşim Japon olmasaydı böyle bir kitabı alıp okur muydum bilmiyorum. Ama okuduğuma hiç pişman olmadığımı söyleyebilirim. Bir yandan Prenses Masako'nun yaşamak zorunda kaldıklarına üzülürken, diğer yandan Japonya ve Japonlar hakkında şaşırtıcı ve yeni şeyler de öğrendim.

Prenses denince birçoğumuzun aklına ilk olarak Diana gelir. Çünkü Diana, güzelliğiyle, şıklığıyla, hal ve tavırlarıyla gerçek bir prensesin masallarda okuduklarımıza en yakın olanıydı. Yaşamının son yılları ve ölümü ise bir prensesin gerçek hayattaki yaşamının toz pembe masallarda anlatılanın aksine ne kadar büyük bir dram ve trajedi olabileceğini gözler önüne sermişti. Oysa Prenses Masako'nun yaşamı, kitabı okudukça doğruluğu ortaya çıkan ilk bölümdeki şu sözlerle ifade edilmiştir: "..Prenses Diana'nın yaşadıkları Masako'ya eğlenceli bir piknik gibi gelecekti."(s.19)

Masako Ovada [1], babasının diplomat görevleri sebebiyle çocukluğunu ve gençliğini farklı ülkelerde geçirmek durumda kalmış. Bu durumun fırsatından yararlanıp keskin zekasının da katkısıyla birçok dil öğrenmiş, dünya görüşü artmış. Gittiği her okulda, katıldığı her etkinlikte zekası ve başarısıyla ön sıralarda yer almış, sosyal, çok yönlü, renkli bir kişiliğe sahip olmuş.

Masako Ovada, 1985'te Harvard'dan üstün başarı derecesiyle mezun olmuş. Tez danışmanlığını yapmış olan isim çok ilginç: Jeffrey Sachs. Time'ın seçtiği 'dünyanın en etkili insanları' listesine defalarca girmiş olan Sachs, şu an BM başkanı Ban Ki Mun'un ekonomi danışmanlığını da yürütüyor. Herhangi bir öğrencinin, kendisine tez danışmanlığı yapsın diye varını yoğunu vermeye razı olabileceği böyle birinin, prenseslik gibi bir kavramla o zamanlar yakından uzaktan ilgisi olmayan bir kişiye bu ayrıcalığı tanımış olması, Masako Ovada'nın, masal kitaplarındaki süslü püslü, cicili bicili prenses algısından ne kadar uzak, zekasıyla, bilgisiyle, çalışkanlığıyla ne kadar ayrıcalıklı bir kadın olduğunun ispatı niteliğindedir. Ancak, bizim medyamızda yer alan ve Türkiye ekonomisinin son yıllarından övgüyle bahseden söylemlerinden dolayı Sachs'a benim bir hayranlık duymadığımı söylemek zorundayım. Zira kitapta, yazarın ona yönelttiği bir soruya "diplomatik ve cevap olmayan cevap" verdiğini aktarması (s.94), benim için hangi politik dengeleri koruyor olduğunun bir başka ispatı niteliğindeydi. Hatta hiçbir lafı bir kerede anlayamayan Bilal'in bile Harvard mezunu olduğunu düşünürsek, Üniversitenin güvenilirliğini de sorgulamak gerekir. Ama Masako Ovada'nın tüm hayat çizgisine baktığımız zaman, onun, tüm  bu olumsuzluklardan ayrı tutulması gerektiğini kabul etmemiz gerekir. Sadece şu ayrıntı bile son sözümüzü doğrulamaya yetecektir: Masako Ovada, üniversiteden mezun olduğu 21 yaşındayken, anadili Japonca haricinde İngilizce, Fransızca, Rusça, Almanca ve İspanyolca biliyordu.

Masako Ovada, böylesine başarılı bir eğitim hayatından sonra iş hayatında da başarıyı yakalamıştı. Japonya Dış İşlerinde çalışarak yakalamış olduğu başarı belki de daha önemliydi çünkü Japonya'da kadınların iş hayatında yükselmelerine ve önemli görevlere atanmalarına pek olanak verilmez. Evet, böylesine çağdaş bildiğimiz bir toplumun kadınlara bakışı çok da çağdaş değildir. Türkiye'de bile gördüğümüz bayan şirket genel müdürleri, bayan politikacılar, bakanlar Japonya'da pek olası değildir. Yine de Türkiye'de olduğu gibi kızlar 13 yaşında evlendirilmez, eğitimlerinden alıkonulmaz, ne giymeleri gerektiği söylenmez, kocaları tarafından öldüresiye dövülüp tekrar o kocanın kucağına verilmez, namus cinayeti denen lanete kurban edilmez. "Japonya'da işyerlerinde kadınlara, diğer Asya ülkelerinden, hatta Endonezya ve Kore'den bile daha kötü davranılmaktadır" (s.97). Buna benzer şeyleri kendi arkadaş çevremden de duymuştum ve çok şaşırmıştım. "Japonya'da daha az kadın çalışmakta ve erkeklerin aldığının 2/3 oranında ücret almaktadırlar" (s.98).

Kitabın en ilginç karakterleri, bence hiç şüphesiz İmparatorluk Yönetim Ajansı Kunaiço idi. Kunaiçolar imparatorluğun işlerini yürüten devlet görevlileridir. İmparatorun ve ailesinin ne yapması, yapmaması, nereye gitmesi, kimi görmesi, kısaca attığı her adımı, söyleyeceği her kelimeyi belirleyen memurlardan oluşuyor. "Kunaiço, imparatoru bile dinlemez"(s.164). Zaten, imparatorluğa bir erkek evlat, yani bir veliaht prens doğurması için yapılan baskıların ve diğer birçok baskının Prenses Masako'yu hasta etmesindeki en önemli, belki de tek sebebi olarak görülmektedirler. Yani Monarşilerde imparatorun, hanın, emirin, beyin, kralın ne derse yapıldığı, ne isterse olduğu bir monarşi değil Japonya. Gerçi günümüzde öyle bir monarşi kalmadı, en azından çağdaş sayılabilecek ülkelerde. Ancak kitapta anlatıldığına göre, Japon imparatorluk ailesi tamamen Kunaiço'nun yönettiği bir kurum konumunda.

Kitabı okuduğumdan bahsettiğim Japon arkadaşım Chie'den Prenses Masako hakkında Japonya'da ne düşünüldüğüne ve kendisinin neler hissettiğine dair bir soru sordum. Onun söylediklerini sizlere de aktarıyorum: "O çok yetenekli bir insan ve eğer veliaht prens ile evlenmeyip Dışişleri Bakanlığında çalışmaya devam etseydi birçok Japon kadın için rol model olabilirdi. O hastalığa yakalanmaz ve prenses olarak da daha aktif olabilirdi. Diplomat olarak müthiş bir kariyeri vardı. Ruhsal bir hastalığa yakalanmış olması büyük bir talihsizlik. Bence veliaht prens ile evlenmek için kariyerinden vazgeçmiş olduğuna çok pişmandır. Çünkü insanlar için onun görevi bir erkek bebek dünyaya getirmek olmuştu. Bazıları gazete ve dergide yayınladıkları makalelerde hâlâ onu bir erkek çocuk doğurmadığı için ve yıllardır hasta olduğu için suçlamaya devam ediyorlar. Onun için üzülüyorum."

Bugün bekar Japon bayanlar arasında bir anket yapsanız, belki de hiçbiri imparatorluğa gelin olmak, yani prenses olmak istemez. Yazarın röportaj yaptığı ve Masako Ovada ile yakınlığı olanların tamamı, onun prenses olmayı kabul etmesine şaşırmış ve üzülmüş olduklarını ifade ediyorlar. Peki Masako Ovada birçok şeyden vazgeçip neden veliaht prensin karısı olmayı kabul etti? Bu karar elbette çok zor verilmiş bir karardı ama hem bunun nedenlerini hem de sonrasındaki gelişmeleri öğrenmek için kitabı okumanızı tavsiye ederek bu yazıyı sonlandırıyorum.
_________________________________________________________________________________
[1] Evlenip imparatorluk ailesine katılmadan önceki zamanı belirtmek için bazı kısımlarda adı ve soyadını kullandım.

13 Eylül 2014 Cumartesi

Sinir Eden Şeyler

Estetik ameliyatla kaydırak şekli verilmiş burunlar.
Yer fıstığının kabuğunu sıyırırken parmakların arasından fırlayıp düşmesi.
Popo deliğini ıskalayan dönmez başlıklı taharet musluğu.
Cep telefonu ekranıyla koruyucu şerit arasında oluşan hava kabarcıkları.
Ne güzelmiş diye düşündüğün yan masadaki kızın kişner gibi gülmeye başlaması.
Sigara içilmeyen bölüme girmek için duman bulutunun içinden geçmek zorunda olunan kafeler.
Her sene yenisi çıktıkça satın alan iPhonecular.
Dönmemekte direnen bozuk tekerlekli alışveriş arabası.
Su kıvamında getirilen mercimek çorbası.
Büyük bir çaba harcanarak taytın içine sokuşturulan yağlı kalça öbekleri.
Eski filmlerin, 16:9 geniş ekrana sığsın diye altı üstü kırpılıp büyütülerek yayınlanması.
Köpeği evde besleyip sokağa s*çtıranlar.
Bagajın yarısını LPG tüpü kapladığı için valiz sığmayan taksiler.
Saçını sarıya boyatıp kaşı siyah kalmışlar.
Kaldırım olduğu halde asfaltta yürüyenler.
Otoparkta bırakılan alışveriş arabaları.
Hüngürdek siyasetçiler.
Dikey çekiştiriciler : düşük bel giysiyi yukarı, kısa eteği aşağı çekiştirenler.
Don kenarlarının, bayan taytları yüzeyinde kabartma şeklinde belirmesi.
Isırana kadar içinin erimiş olduğu anlaşılmayan çikolata kaplı çubuklu dondurma.
Caddede yürürken önlerdeki bir sığırın fosladığı sigara dumanını solumak zorunda kalmak.
Para çekmek için uğradığın bankamatikte hangi tuşa basacağını şaşırmış havalecileri beklemek.
Çorapsız ayağa babet tarzı tokalı süet ayakkabı giyen erkekimsiler.
Altındaki atleti, Hacivat Karagöz perdesi misali, gömleğinin üzerinden beliren tipler.
Fatura ödemelerine kredi kartlarının puan kazandırmaması.
Ruju dişine bulaşanlar.
Ter kokusu atmosferli toplu taşıma araçları.
İçi pişmeyip dışı kabuk olmuş köfteler.
Duman odası haline getirilmiş taksiler.
Etraftaki inşaatların tozu dumanı yüzünden kapı pencere açamamak.
Telefonunu mu yoksa kendini mi reklam ettiği belli olmayan, aynadaki yansımasını fotoğraflayanlar.

31 Ağustos 2014 Pazar

İki Doğum Günü

Yorucu bir cumartesiydi. Bir o kadar da keyifliydi. Çok sevdiğim iki arkadaşımın kızları için düzenledikleri doğum günü partileri aynı güne denk geldi. Saatlerin çakışmamış olması benim için büyük bir şanstı çünkü hiçbirini diğerine tercih edemeyeceğim kadar sevdiğim iki arkadaşımdı. Aslında dört arkadaşım demem daha doğru bir ifade olur çünkü eşleri de benim bir o kadar yakın arkadaşlarım. Yani aile dostlarımız.

Sabah katıldığımız partide Selin'in üçüncü yaş gününü kutladık. Geçtiğimiz yıl aynı mekanda ikinci yaşını kutladığımızı düşününce zamanın çok çabuk geçmiş olduğunun farkına vardık. Sanki aynı partiyi tekrar yaşamış gibiydik. Çocuklar biraz daha büyümüşler, bizler biraz daha yaşlanmıştık.

Aynı günün akşamı İlayda'nın ikinci yaşını gününü kutladık. Bu seferki kutlama evde düzenlenmişti, ev yapımı yemekler ve pasta yedik. Sohbet güzel olunca oğlumun banyo ve uyku saatini biraz ertelemek zorunda kaldık. Günün yorgunluğuyla ben de erkenden uyuyakalmışım.

Her iki buluşma da günümüzü çok özel bir hale getirdi. Her iki buluşmada da yeni arkadaşlar edindik. Sabah, arkadaşımın uzun süredir Almanya'da yaşamakta olan kardeşiyle ilk kez karşılaştık ve uzun süre sohbet ettik. Akşam ise hemşehrim olan eğlenceli bir ailenin de kutlamaya katılmasıyla hoş zaman geçirdik. Bizler eğlenirken çocukların eğlenmelerini ve birbirleriyle kaynaşmalarını izlemek ayrı bir keyifti. Oğlumun geride bıraktığı iki yaşında da nispeten sade doğum günü kutlamaları yapmıştık ama üçüncü yaş gününün daha hatırlanacak bir gün olması için şimdiden düşünmeye başladım.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Anpanman

Oğlumun son merakı Anpanman. Kahvaltı bitince televizyonun karşısındaki kanepeye kurulup, "Anpanman bakalım", diyor. Televizyonu açıp istediği videoyu açana kadar söyledikleri kelimeler şöyle:
"Anpanman bakalım...kumanda neede...Eren otuudu...aç, aç...". Anpanman başlayınca sesi soluğu çıkmadan izlemeye koyuluyor.

Anpanman, bir Japon çizgi kahramanı; yani bir anime. 1973 yılından beri yayında olduğu için birçok Japonun çocukluğunun bir parçası haline gelmiş. 2009 senesinde 1000 bölümü geride bıraktıktan birkaç ay sonra, yaratıcısı olan Takaşi Yanase 94 yaşında hayata veda etti. Ancak yeni bölümler yazılmaya, yayınlanmaya, Anpanman temalı oyuncaklar piyasaya çıkmaya devam ediyor. Bu sene başında annesiyle Japonya'ya giden oğlum da Anpanman'a olan ilgisini böyle edindi. Televizyonda seyretti, kuzeninin oyuncaklarıyla oynadı ve kafasında yer etti. Kayınpederimin Japonya'da kaydedip, bizim Türkiye'ye getirdiğimiz birkaç çizgi film bölümünü de tekrar tekrar seyretmekten henüz bıkmadı.

Konu olarak da kısaca değineyim ki sadece çocuklar için bir eğlence değil, eğitimin de bir parçası olan animelerin Japonya'da nasıl kullanıldığı anlaşılsın. Anpan kelimesi, içi kırmızı fasulye ezmesi (an) ile doldurulmuş poğaça (pan) anlamına geliyor ve Japonya'da epey ünlü. Sona eklenen man kelimesi ise, örneğin başka bir çizgi karakter Batman gibi bir kişi niteliği kazandırıyor. İngilizceden alınmış ama yazıldığı gibi okunuyor. Yani Anpanman, 'Kırmızı Fasulye Poğaçası Adam' gibi bir anlama geliyor. Onun düşmanı olan Baikinman, yani 'Bakteri-adam' yiyeceklere virüs bulaştırarak hastalıklara sebep oluyor. Sonuna man eki getirilerek kişileştirilen yiyecek-karakterlerin tümü Japon yemeklerinden oluşuyor. Böylece çocuklar kendi kültürlerini, yemeklerini öğreniyor, daha önce tatmadıkları yiyecekleri merak edip istiyor, mikropların zararlarını algılıyorlar.

Nagoya'da Anpanman Çocukların Müzesi ve Parkı [1] adı altında bir de çocuk eğlence parkı bulunuyor.  Bu senenin 24 martında, ben de eşim ve oğlumla birlikte bu müzeyi ziyaret etmiştik. Büyük bir kısmı açık alanda olan bu parkın içi tamamen çocukların eğlencesi için tasarlanmış oyun alanları ile dolu. Ve tabii ki, tüm nesnelerde Anpanman ve diğer çizgi karakterler ve onların evleri, eşyaları, vs var. Çocuklara, seyrettikleri çizgi filmin dünyasına girdiklerini hissettirmek için ellerinden geleni yapmışlar. Bir kısmını uyuyarak geçirmiş olmasına rağmen, oğlum da bu müzede gayet keyifli zaman geçirdi.

İçinde bulunduğunuz süre içinde çeşitli gösteriler de yapılıyor. Örneğin, karakterlerin kılığına bürünen oyuncular tarafından canlandırılan küçük bir tiyatro gösterisi yapılıyor ve bu gösteri olurken alandaki herkes toplanıp seyre koyuluyor, resimler ve videolar çekiyor. Elbette, bir poğaçadan bahsederken, müzede bir fırın olmaması düşünülemez. Restoran, dondurmacı, hediyelik eşya mağazasının yanı sıra içeride bir de anpan yapan fırın var. Çizgi karakterlerin yüzleri şeklinde çeşitli poğaçalar, açmalar yapıp satışa sunuluyor. Üstelik günün her saati kasalarda uzun bir sıra oluşuyor.

Müzenin hemen yan tarafında bulunan luna park, benim çok daha fazla ziyaret etmek isteyeceğim bir yerdi. Yerinde bir ifade ile "yetişkinlerin oyun parkı" diyebileceğim bu parkta tam bana göre adrenalin yükselten eğlenceler bulunuyor. 2010'daki Japonya ziyaretimde bu parka gitmiştim ama benim gibi biri için tekrar tekrar gitmekten bıkılacak bir yer değil (ilgili yazı: Nagaşima). Ancak biz günümüzü oğlumuza ayırdığımız için Anpanman Müzesi'nden başka yere geçmedik. Aradan aylar geçti ve oğlumun Anpanman'a ilgisi gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Çizgi filmin yeni bölümlerini seyrettiremiyor olmamıza üzülüyorum. Başka çizgi filmleri de izleterek boşluğu doldurmaya çalışıyoruz. Ancak Japonya'ya gelecek sefer gittiğimizde daha büyük bir koleksiyon alıp geleceğiz gibi görünüyor.
_________________________________________________________________________________
[1] Girişteki yazı İngilizce olarak 'Anpanman Children's Museum&Park' şeklinde yer alıyor. Bilgi için ağ adresi: http://tourismmiejapan.com/search/spot.php?act=dtl&id=178