Size daha önce çalıştığım cep telefonu operatörünün müşteri hizmetleriyle yaşadığım olayı anlatayım. Artık o şirketin bir çalışanı değil bir müşterisiyim. Ve çalışırken memnun edemedikleri beni artık müşterileri olarak memnun etmek durumundalar.
Tarih 29.06.2010. Bir ay önce. Sabah saatleri. Yurtdışından yeni geldim ve yurtdışında kaldığım iki haftaya yakın bir zaman boyunca hattım çalışmadı. Gerektiğinde eşimin hattını kullandım. Telefonum yurtdışı kullanımına da açık. Daha doğrusu hattı alırken öyle talep ettim ve hatta ait formu tekrar incelediğimde bu özelliğin olumlu olarak işaretlenmiş olduğunu tekrar teyit ettim. Ayrıca telefonum Japonya ağ yapısını da destekliyor. Zira daha önce aynı telefonda başka bir hat kullanarak gittiğimde hattım açıktı ve kullanabiliyordum. Ancak şimdiki hattım orada çalışmadı ve işin garibi Türkiye’ye döndüğüm zaman da arama yapamadım. Yapmam gereken işlerim vardı, dışarıya çıkmak zorundaydım ve telefona ihtiyacım vardı.
Bunun üzerine müşteri hizmetlerini aradım. Özetle konuşulanları anlatayım.
Hatun bana dedi ki
- Efendim hattınız borcu yüzünden kapanmış
- Peki ne zamana kadar ödemem gerekiyordu.
- 22.06 son ödeme tarihi.
- Yani arada bir hafta var. 1 hafta içinde fatura ödemeyince her hat kapanıyor mu?
- Her hattın durumuna göre değişiyor.
- Peki bakar mısınız benim hattın durumu neymiş?
- Şu an bilgilerinize ulaşmaya çalışıyorum. Biraz bekleteceğim.
- Beklerken şunu da belirteyim. Ben yaklaşık 2 haftadır yurt dışındaydım. Bugün döndüm. Hattımın roaming’e açılmasını istemiş olmama rağmen telefonumu orada kullanamadım.
- anlıyorum
- Hattımın roaminge açık olup olmadığını da öğrenebilir miyim?
- Bilgilerinize ulaştığım zaman görebileceğim.
- Faturalarımı ödemek için internet bankacılığını kullanıyorum. Ve internet bankacılığını kullanmak için her defasında telefona şifre içerikli bir mesaj geliyor biliyosunuz.
- Evet
- Benim hattım kapalı olduğu için mesaj da alamıyordum ve internet bankacılığına girip borcumu ödememe de imkan yoktu.
- Mağdur olmuşsunuz. Bu arada sistem çok yavaş bilgilerinize bir türlü ulaşamadım. Tekrar deniyorum.
- Dolayısıyla borcumun ödenmemesine hem siz sebep oluyorsunuz hem de ödenmedi diye hattı kapatıyorsunuz.
- Haklısınız
- Hattımın hemen açılmasını istiyorum.
- Bu bizim elimizde değil maalesef. Borcun ödenmesi lazım.
- Tamam. Şimdi ödeyeceğim borcum neyse. Ne zaman açılır?
- Borç ödendi bilgisi gelince 24 saat içinde açılır.
- 24 saat uzun bir süre. Birazdan dışarı çıkacağım, işlerim var ve telefonu kullanmam lazım.
- anlıyorum ama bizim elimizde değil.
- O zaman siz hattı açın 24 saat süre koyun. Bu süre içinde borç ödendi bilgisini alamazsanız tekrar kapatırsınız. Şimdi ödeyeceğim diyorum. Telefon lazım bana.
- Maalesef elimizde olan bir şey değil. Bu işlemler otomatik oluyor. Biz yapamıyoruz. Bu arada bilgilerinize hala ulaşamadım. Sistemde bir sorun var sanırım.
- Neyse benim gitmem lazım. Daha sonra sizi tekrar arar öğrenirim.
Bir daha aramadım tabi. Ama Allah’tan hattım da borcu ödedikten hemen sonra açıldı.
İşte böyle sevgili arkadaşlar. Ulaşma yetkisine sahip olan şirket çalışanı arkadaşlar benim bu konuşmama ulaşabilirler. Aslını dinleyince eminim daha ilginç gelecektir. Görüldüğü gibi adamlar çözüm üretemedikleri gibi müşterinin ürettiği çözümleri de uygulayamıyorlar. Müşteri ile temasta olan kişinin hiç bir şey yapmaya yetkisi yok. Hatta bilgilere bile ulaşamıyor. Ben ve arkadaşlarım bunun gibi müşteri memnuniyetine hitap eden pek çok çözüm önerilerisini bu şirkette çalıştığımız sırada da yapıyorduk ama ya es geçiliyordu ya başkası tarafından sahipleniliyordu ya da fikir sahibi kıymete binmesin diye üstü örtülüyordu. MMS projesinin ilk zamanlarında çoklu gönderim fikrini ortaya koyduğum zaman yöneticim konumunda olan şahsın nasıl bir dehşete kapılıp fikre karşı çıktığını çok iyi hatırlarım. Tabi bu fikrin ortaya çıkmasına sebep olan problemin o zamanki CEO tarafından yaşanmış olması bahsettiğim şahsı daha da fazla dehşete düşürdü. Zira çözümü üreten kişinin ben olduğumu CEOnun öğrenmesi hiç işine gelmezdi. Elbette bu fikir uygulamaya alındı ama onun yüzünden bu fikrin gündeme alınıp çoklu gönderim uygulamasının hizmete sunulması benim ortaya koymamdan 4 ay kadar sonra yapılabildi ve tabi işin kaymağını kendisi dahil başkaları yedi. Ben şimdi başka bir şirkette çalışıyorum ve o şahıs hala aynı o şirkette yönetici(!). Artık mevki olarak da daha iyi bir işte olduğuma seviniyorum.
29 Temmuz 2010 Perşembe
27 Temmuz 2010 Salı
27.07.2010
Bugün işim karşıdaydı. Böyle zamanlarda saat 7den önce yola çıkıyorum. Bu yüzden işe de normal mesai saatinden çok önce geliyorum. Köprü trafiğinden kaçmak için erken uyanmaya değer.
Bu Çinliler değişik insanlar. Birinci yöneticim 2 haftadır izindeydi ve bu aradan sonra ilk defa bu sabah karşılaştık. Adam gelir gelmez benim önümden geçip kendi odasına gitti. Belki görmemiştir dedim. Hemen sonra yine önümden geçip tuvalete gitti. Bir süre sonra da arkamdan geçip tekrar yerine gitti. Artık görmemiş olduğuna ihtimal vermedim. Ya arkadaş insan bir selam vermez mi? Hal hatır sormaz mı? Durum böyle olunca insanın aklına bir sürü şey geliyor. Yaptığımız iş müşteri odaklı olduğu için insan ilişkileri, iyi iletişim kurmak çok önemli ve bu her zaman vurgulanıyor. E kendi içimizde böyle küçük iletişimlerden kaçarsak başkalarına karşı nasıl rahat olabileceğiz? Demek ki Çinliler böyle diye düşünüyorsun. E böyle düşünmek doğru olmuyor. Demek ki iş ve sonuçlarına çok önem verilmiyor diye düşünüyorsun. O da çok yakın gelmiyor. Daha bir sürü şey düşünüyorsun. Yani bir hareket insanı bin türlü düşünmeye itiyor.
Aynı adamla daha sonra toplantı yaptık ve hem yakınlık gösterdi hem de fikirlerinin ne kadar net ve yerinde olduğunu görünce bulunduğu mevkiye boşuna gelmemiş olduğu anlaşıldı. E o zaman daha önceki davranışın ne manası vardı? Hani ‘komple’ diye bir yabancı bir kelime kullanırlar ya. Komple futbolcu derler mesela. Bu işin de biraz öyle olması lazım. Biraz oradan biraz buradan olmuyor. Gerçi bundan da fazla şikayet etmemek lazım. Zira daha önce çalıştığım şirkette biraz oradan biraz buradan olan bir yönetici bile yoktu. Çalıştıklarımın hepsi ve tanıdıklarımın çoğu yönetemeyiciydi; al gülüm ver gülümcüydü. Hayatında koyun görmemiş adamı köyün çobanı yaparlar mı? İşte eski şirket aynen böyleydi. Bir işi bilen yapar bilmeyen yönetirdi.
Akşam kuzenimle güzel bir yemek yedik. Uzun zamandır görüşme şansımız olmamıştı. Hem onun geçmiş doğum gününü kutladık hem de benim yeni işimi. Şimdi evde günün yorgunluğunu atmaya çalışıyorum.
Bu Çinliler değişik insanlar. Birinci yöneticim 2 haftadır izindeydi ve bu aradan sonra ilk defa bu sabah karşılaştık. Adam gelir gelmez benim önümden geçip kendi odasına gitti. Belki görmemiştir dedim. Hemen sonra yine önümden geçip tuvalete gitti. Bir süre sonra da arkamdan geçip tekrar yerine gitti. Artık görmemiş olduğuna ihtimal vermedim. Ya arkadaş insan bir selam vermez mi? Hal hatır sormaz mı? Durum böyle olunca insanın aklına bir sürü şey geliyor. Yaptığımız iş müşteri odaklı olduğu için insan ilişkileri, iyi iletişim kurmak çok önemli ve bu her zaman vurgulanıyor. E kendi içimizde böyle küçük iletişimlerden kaçarsak başkalarına karşı nasıl rahat olabileceğiz? Demek ki Çinliler böyle diye düşünüyorsun. E böyle düşünmek doğru olmuyor. Demek ki iş ve sonuçlarına çok önem verilmiyor diye düşünüyorsun. O da çok yakın gelmiyor. Daha bir sürü şey düşünüyorsun. Yani bir hareket insanı bin türlü düşünmeye itiyor.
Aynı adamla daha sonra toplantı yaptık ve hem yakınlık gösterdi hem de fikirlerinin ne kadar net ve yerinde olduğunu görünce bulunduğu mevkiye boşuna gelmemiş olduğu anlaşıldı. E o zaman daha önceki davranışın ne manası vardı? Hani ‘komple’ diye bir yabancı bir kelime kullanırlar ya. Komple futbolcu derler mesela. Bu işin de biraz öyle olması lazım. Biraz oradan biraz buradan olmuyor. Gerçi bundan da fazla şikayet etmemek lazım. Zira daha önce çalıştığım şirkette biraz oradan biraz buradan olan bir yönetici bile yoktu. Çalıştıklarımın hepsi ve tanıdıklarımın çoğu yönetemeyiciydi; al gülüm ver gülümcüydü. Hayatında koyun görmemiş adamı köyün çobanı yaparlar mı? İşte eski şirket aynen böyleydi. Bir işi bilen yapar bilmeyen yönetirdi.
Akşam kuzenimle güzel bir yemek yedik. Uzun zamandır görüşme şansımız olmamıştı. Hem onun geçmiş doğum gününü kutladık hem de benim yeni işimi. Şimdi evde günün yorgunluğunu atmaya çalışıyorum.
26 Temmuz 2010 Pazartesi
İlk Evlilik Yıldönümü
Dün resmi olarak evliliğimizin ilk senesini doldurduk. Ancak esas kutlamamızı 4 Nisan’da yaptık. Zira Japonya’daki evliliğimiz bu tarihte oldu. Geçirmiş olduğumuz bu süre inişli, çıkışlı zamanlarıyla birlikte güzel bir süreç oldu. Bu yüzden çok memnunum. İnşallah daha sonraki seneler daha güzel günleri beraberinde getirir.
Hafta sonumuz biraz yoğun geçti. Cumartesi çok sevdiğim arkadaşlarımla keyifli bir sabah ve öğlen geçirdik. Denizin yanı başında, yeşillikler arasında sevdiğimiz insanlarla birlikte olmak bir günün iyi geçmesi için fazlasıyla yeterli sebepler. Diğer arkadaşlarımız bu buluşma günü bize katılamadılar ama en kısa zamanda onlarla da birlikte olmayı dört gözle bekliyorum. Günün geri kalan zamanını ise evde geçirdik ve akşam üzeri, artık dayanılmaz bir hal almaya başlayan sıcaklara önlem olarak aldığımız klima salonumuza kuruldu. Bu, misafirlerimizi iyi ağırlayabilmek endişemizi de biraz olsun hafifletmiş oldu.
Pazar günü ise alış-veriş günümüzdü. Bulunduğumuz yakadaki 4 büyük alış-veriş merkezini sırayla ziyaret ettik ve ihtiyaç listemizde bulunan herşeyi aldık. Bir süredir aklımda bulunan şaraplığın montajını yaptıktan sonra orkide çiçeğimizi yeni saksısına naklettik. Artık günün yorgunluğundan mı, sıcaklardan mı, yediklerimden mi yoksa hepsinden biraz mı dersiniz; uzun zamandır tutmayan migren nihayet beni yakaladı. İyi geleceğini umarak şu ametist taşından kolye de aldık ama şimdilik işe yaradığını göremedik.
Hafta sonumuz biraz yoğun geçti. Cumartesi çok sevdiğim arkadaşlarımla keyifli bir sabah ve öğlen geçirdik. Denizin yanı başında, yeşillikler arasında sevdiğimiz insanlarla birlikte olmak bir günün iyi geçmesi için fazlasıyla yeterli sebepler. Diğer arkadaşlarımız bu buluşma günü bize katılamadılar ama en kısa zamanda onlarla da birlikte olmayı dört gözle bekliyorum. Günün geri kalan zamanını ise evde geçirdik ve akşam üzeri, artık dayanılmaz bir hal almaya başlayan sıcaklara önlem olarak aldığımız klima salonumuza kuruldu. Bu, misafirlerimizi iyi ağırlayabilmek endişemizi de biraz olsun hafifletmiş oldu.
Pazar günü ise alış-veriş günümüzdü. Bulunduğumuz yakadaki 4 büyük alış-veriş merkezini sırayla ziyaret ettik ve ihtiyaç listemizde bulunan herşeyi aldık. Bir süredir aklımda bulunan şaraplığın montajını yaptıktan sonra orkide çiçeğimizi yeni saksısına naklettik. Artık günün yorgunluğundan mı, sıcaklardan mı, yediklerimden mi yoksa hepsinden biraz mı dersiniz; uzun zamandır tutmayan migren nihayet beni yakaladı. İyi geleceğini umarak şu ametist taşından kolye de aldık ama şimdilik işe yaradığını göremedik.
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Nagaşima ve Iga Ueno Ninja Müzesi
Japonya gezimin geri kalanını özetler halinde yazıp bitiriyorum. (önceki bölümler: birinci kısım ve ikinci kısım)
Nagaşima'da gittiğim 'theme park'ta hayatımın en eğlenceli günlerinden birini geçirdim. Bu parkın resmi ismi Nagashima Spa Land. Hafta içi gittiğimiz için hiç kalabalık yoktu ve tüm eğlence araçlarına hiç sıra beklemeden binme imkanı bulabildik. Bu sayede toplam 19 kez değişik araçlara binmişim:) Birkaç tanesi gerçekten çok eğlenceliydi. Aynı araca bindiğimiz kızların korku ve heyecan çığlıkları bunları benim için daha eğlenceli hale getirdi.
Hafif yağmurlu bir günde ise İga Ueno'daki Ninja Müzesi'ni gezme fırsatı bulabildik. Bu sayade gerçek ninjalar hakkında bilgi sahibi olma şansı da yakalamış oldum. Bir başka gün Türkiye'de tanıştığımız ve doğum için Japonya'ya dönen bir arkadaşımızla buluştuk. Bebeği artık 4 aylık olmuştu ve çok tatlıydı.
Tekrar Türkiye'ye dönmeden bir gün önce eşimin ve kardeşinin doğum günlerini birlikte kutladık. En son akşamımızın bu kadar güzel geçmesi ile birlikte seyahatimizin tüm günlerini tamamlamış olduk. Eşimin ailesi bizim için son bir kez daha yoruldular ve bizi Osaka Havaalanı'na kadar getirdiler. Son akşam yemeğimizi birlikte yedik ve ayrıldık.
Türkiye'ye sabahın ilk saatlerinde vardık. Eşyalarımızı eve bıraktık ve ben 2 gün sonrasında başlayacağım yeni işim için gerekli evrakları toplamak için evden ayrıldım. Planladığım gibi iki gün içinde tüm evraklarım hazır bir şekilde 1 Temmuz itibarı ile yeni işime başladım.
Nagaşima'da gittiğim 'theme park'ta hayatımın en eğlenceli günlerinden birini geçirdim. Bu parkın resmi ismi Nagashima Spa Land. Hafta içi gittiğimiz için hiç kalabalık yoktu ve tüm eğlence araçlarına hiç sıra beklemeden binme imkanı bulabildik. Bu sayede toplam 19 kez değişik araçlara binmişim:) Birkaç tanesi gerçekten çok eğlenceliydi. Aynı araca bindiğimiz kızların korku ve heyecan çığlıkları bunları benim için daha eğlenceli hale getirdi.
Hafif yağmurlu bir günde ise İga Ueno'daki Ninja Müzesi'ni gezme fırsatı bulabildik. Bu sayade gerçek ninjalar hakkında bilgi sahibi olma şansı da yakalamış oldum. Bir başka gün Türkiye'de tanıştığımız ve doğum için Japonya'ya dönen bir arkadaşımızla buluştuk. Bebeği artık 4 aylık olmuştu ve çok tatlıydı.
Tekrar Türkiye'ye dönmeden bir gün önce eşimin ve kardeşinin doğum günlerini birlikte kutladık. En son akşamımızın bu kadar güzel geçmesi ile birlikte seyahatimizin tüm günlerini tamamlamış olduk. Eşimin ailesi bizim için son bir kez daha yoruldular ve bizi Osaka Havaalanı'na kadar getirdiler. Son akşam yemeğimizi birlikte yedik ve ayrıldık.
Türkiye'ye sabahın ilk saatlerinde vardık. Eşyalarımızı eve bıraktık ve ben 2 gün sonrasında başlayacağım yeni işim için gerekli evrakları toplamak için evden ayrıldım. Planladığım gibi iki gün içinde tüm evraklarım hazır bir şekilde 1 Temmuz itibarı ile yeni işime başladım.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


