7 Nisan 2013 Pazar

Koinobori

Eşim Japon olduğu için aile içinde her iki kültürü de yaşatmaya çalışıyoruz.

5 Mayıs, Japonya'da çocuklar günü. Bizdeki 23 nisanın karşılığı diyebiliriz. Ancak Japonya bu kutlamayı 'oğulların onuruna' vermiş. Onların sağlıklı ve güçlü büyümesi için dilekler yapılıyor. Zira erkek çocukları günü olarak da anılıyor. Kızlar günü olarak geçen farklı bir kutlama var. Bu gün geldiğinde Japonya, koinobori denilen süslemelerle bezeniyor. Evlerin bahçelerinde, balkonlarda, parklarda koinoboriler dalgalanıyor. Nisan başından 5 mayısa kadar yaklaşık bir ay süreyle bu süslemeleri her yerde görmek mümkün.

Japonca koi, Türkçe balık demek. Ancak genel olarak kastedilen, bizim Japon balığı dediğimiz balık türü. Koinobori kelimesinin açılımı da koi:balık ve nobori:yukarı çıkma oluyor. Buradaki yukarı çıkma yakıştırması, koilerin de somon balıkları gibi akıntıya karşı yüzerek suyun kaynağına doğru çıkmasından kaynaklarnıyor.

Koinobori, temel olarak ipe dizilmiş koi çizimli flamalardan oluşuyor. Ağız kısmı açık kalacak şekilde çemberle tutturulmuş bu flamaların içi rüzgarla dolunca yüzen balıkları andırıyor. Kendisine verilen ismin anlamını da böylece kazanmış oluyor. Baştaki büyük siyah balık babayı temsil ediyor, sonraki kırmızı ya da pembe balık anneyi temsil ediyor, sonra gelen balıklar ise evdeki oğulların sayısıyla eşit olmakla birlikte renkleri maviyle başlayıp yeşil, mor, turuncu olarak değişiyor. Yani bu dönem içinde Japonya'da bir evin bahçesinde ya da balkonunda koinobori gördüğünüz zaman o evde kaç erkek evlat olduğunu anlayabilirsiniz.


Geçen sene İstanbul'a gelirken kayınpederimin getirdiği koinoboriyi, bugünü beklemekte olduğu kutusundan çıkartarak kurduk. Canlı renkleri ve sürekli hareket halinde olmaları nedeniyle oğlumun da fazlasıyla ilgisini çekti. Böylece, oğlumun doğum günü yaklaşırken, onun hayatta olduğu bu ilk 5 Mayıs gününü balkonumuzda koinobori kurulu olarak beklemeye geçtik.



1 Nisan 2013 Pazartesi

Saçiko'ya Veda ve Göztepe Parkı'nda Lâle Zamanı

Eşinin işi sebebiyle yaklaşık beş senedir Türkiye'de olan ve burada bulunduğu ilk aylardan beri arkadaşımız olan Saçiko gelecek hafta Japonya'ya dönüyor. Zamanlar uyuşmadığı için herkesin katılabileceği bir veda töreni yapılamadı ama farklı gün ve yerlerde birkaç kez veda törenleri yapıldı. Ben bunlardan sadece birine, muhtemelen sonuncusuna katılabildim.

Cumartesi günü geçirdiğim hastalıktan sonra zor da olsa kendimi toparlayarak Pazar günü, Göztepe Parkı'nın yanındaki Rossopomodoro pizzacısında buluştuk. Dünyanın bilmem ne kadar yerinde şubesi olan bu ünlü pizzacı, ününü fiyatlarına yansıtmış ama lezzetlerine aynı ölçüde yansıtmayı başaramamış. Ancak yine günün anlamından bir şeyler eksiltecek kadar dikkat çekmedi.

Ellili yaşlarına Türkiye'de giren Saçiko, burada geçirdiği süre boyunca bizler için her zaman değerli bir arkadaş oldu. Hatta oğlumun doğumu sırasında Japonya'da olduğu için, hastenede eşimi ziyaret etti ve oğlumu benden önce o gördü. Burada kaldığı süre içinde kurslara giderek Türkçe öğrendi. Türk Japon Kadınlar Dostluk Ve Kültür Derneği'nde aktif görevler yaptı. Kermeslere katıldı, yardımlar topladı. Kısaca, hemen hemen her Japon gibi zamanını iyi değerlendirmek için çalıştı. Onunla Japonya'da tekrar buluşmak üzere sözleşerek veda ettik.

Ondan ayrıldıktan sonra eve dönerken yenileme çalışmaları devam eden Göztepe Parkı'ndan geçtik. Şu ana kadar yapılan çalışmalar hakkını vermiş ve park çok güzel şekle bürünmüş. Kalan çalışmalar da tamamlanınca, muhtemelen bizim en çok uğrayacağımız yerlerden biri olacaktır. Bir ağaç gölgesinde oturup rengârenk çiçekleri seyredebileceğim, kulağımda çocuk cıvıltılarıyla kitap okuyabileceğim bir yer olduğunu bilmek güzel bir duygu.



29 Mart 2013 Cuma

Japon Dizileri

Bir dizi film takip etmeyeli yıllar oldu. Televizyonda yayınlanan ve senelerce sonu gelmeyen dizileri takip etmek ise benim için hiç cazip gelmiyor. Kendi kendime söz vermişim gibi bu dizileri takip etmedim, etmiyorum.

Geçenlerde baldızım eşime Japonya'daki bir diziden bahsetmiş. Öyle anlatmış ki, eşimde de bir merak uyanmış ve bunu benimle paylaştı. Ülkesinden, akrabalarından uzak olan eşim için yapabileceğim bir şey çıktığını düşünerek, Japonya'da yayınlanan bu dizinin bölümlerini buldum ve onunla birlikte ben de seyrettim.

Dizi o kadar hoşuma gitti ki, sanki seneler önce unuttuğum bir tadı tekrar almışım gibi hissettim. Bu hisler de beni yeni diziler bulup izelemeye sevketti ve Japonya'da yayınlanan iki farklı dizi daha aldım. Eşimle birlikte onları da seyrettik.

 
İlk seyrettiğimiz dizinin adı 'Kekkon Shinai' idi. Türkçesini 'Evlenmek Yok' diye tercüme etmek mümkün. Diğeri 'Kaseifu no Mita', Bakıcı Mita ve sonuncusu Jin (özel isim) idi. Bu dizilerin iyi tarafı ve ortak özellikleri her birinin on birer bölüm olması. Yani Japonya'da dizilerin bir başı, bir de sonu var. Bizdeki gibi tutarsa devamını çekeriz, 3 seneye yayarız yok. Her bölüm kırk dakika. Diğer taraftan, dizilerin tamamını almış olduğumuz için belirli bir gün ve saat beklemek durumunda kalmadık. Hemen hemen her akşam işimiz bittikten sonra kırk dakikamızı ayırıp, çay ve meyve eşliğinde bölümleri seyrettik. Şimdi bir süre, elimizde olup henüz seyredemediğimiz filmleri seyretmek niyetindeyiz. Üzerimideki işler bize pek fazla zaman bırakmıyor olsa da kendimize bu vakti ayırmak için çaba harcıyoruz.



***
Resimler DramaWiki sitesinden alınarak eklenmiştir.

12 Mart 2013 Salı

Oğlumun Sünneti

Oğlum onuncu ayını doldurdu. Doldurduğunun ertesi günü, yani dün sünnetini yaptırdık.

Doktorun söylemleri ve edindiğimiz bilgiler doğrultusunda, çocuk açısından en uygun sünnet olma döneminin 18 aylık olana kadar ya da 6 yaşından sonra olduğunu öğrenince olabildiğince erken yaptırmaya karar verdik. Aslında en uygun olanın 'yeni doğan sünneti' olduğunu biliyorduk ama Eren Japonya'da doğduğu için ve orada öyle bir adet olmadığı için bu imkana sahip değildik. Türkiye'ye döndükten sonraki ilk aylarda da iş arayışında olduğum için kaynak ayıracak durumda değildik. Biraz düzen tutturduktan sonra, dün bu işi bitirmiş olduk.

Aslında bizim çocukluğumuzda yapıldığı gibi tören yapma niyetimiz yoktu ama annemin heves etmesi sonrası küçük bir şeyler yapmaya karar verdik. Düşününce iyi de oldu. Hem bizler için bir hatıra oldu, hem de ileride oğlumdan gelecek bir takım soruların sayısını azaltmış olduk.


Ailem diyebileceğim kadar yakın Nezihe teyzemin ve Muammer amcamın katılımıyla küçük bir kutlama yaptık. Annemin hevesle aldığı giysi ve başına fazlasıyla büyük gelen şapka ile birlikte, 1984'te benim sünnetimde taktığım papyon ve 'Maşallah' yazısını da kullanarak oğluma 'sünnet çocuğu' havasını vermeye çalıştık. Ben o zaman 9 yaşındaydım ama oğlum henüz on aylık olduğu için ayakta resmini çekemiyoruz. Aradan geçen 30 sene hem resimlerdeki, hem de aynı papyon ve maşallah yazısı olmasına rağmen giysilerdeki farkı ortaya koyuyor.