8 Şubat 2013 Cuma

Kedi Kiralama

Sinema festivallerinin bana kazandırdığı en önemli şeylerin başında Uzakdoğu sinemasında çok ciddi çalışmalar yapıldığını öğretmesi oldu. Hollywood bile bu filmleri, bu yönetmenleri keşfetti ki, artan bir ivmeyle pek çok yönetmen film yapması için Hollywood'a çağrılıyor, pek çok Uzakdoğu filminin Hollywood versiyonları çekiliyor.*

Hollywood güdümlü Türkiye sinema salonlarında vizyona alınmayan pek çok Japonya, Kore, Çin, Hong Kong filmlerini kendi çabalarımla elde edip kendime izleme imkanı yarattım. Bu sayede birçok yönetmeni ve oyuncuyu tanıdım, takipçileri oldum.

Bu yönetmenlerden biri de Naoko Ogigami. Japonya'nın bayan yönetmenlerinden biri olan Ogigami, şimdiye kadar beni hiç hayalkırıklığına uğratmadı. İnsanın içini ısıtan filmleri çok sevimli karakterlerle, konular ve insanlar arasında farklı bağlantılar kurarak biraraya getiriyor ve çok güzel filmlere imza atıyor. İşte bu filmlerden biri olan Kedi Kiralama filmini (orj. Renta Neko), Japonya'daki arkadaşım Chie'nin doğum günü hediyesi olarak gönderdiği DVDden seyrettim.

 
Kedileriyle birlikte yaşıyan bir genç kızın, kedilerini kiraya vermesinin konu edildiği bu güzel filmde işlenen esas konu, insanların hayatlarındaki "boşlukları doldurması" üzerine kuruluyor. Kediler, her ne kadar bu amaç için bir araç olarak görünse de filmde çok güzel kullanılmış ve filmin çekim görüntülerini de seyrettiğim kadarıyla bunun için büyük bir emek harcanmış.
 
Ogigami'nin bende DVDsi olan diğer iki filmi, Tuvalet ve -İngilizce vizyon adıyla- Kamome Diner, izlediğim en güzel filmler arasındaydı. Henüz seyretmediğim ve sırada olan diğer filmi Megane de beni aynı ölçüde tatmin edecektir. Vizyona girmediği gibi maalesef medyası da çıkmayan bu ve bunun gibi değerli filmlerden Türkiye'nin mahrum bırakılmasının sanatsal açıdan bir kayıp olduğunu düşünüyorum.
 
 
 
* Örnekler: 2003 Kore yapımı Oldboy'un 2013 Hollywood versiyonunu Samuel L. Jackson oynayacak; Nicole Kidman'ın oynayacağı Stoker'ın (2013)yönetmeni Park Chan Wook (Kore), A.Schwarzenegger'in oynayacağı The Last Stand'in (2013) yönetmeni Jee Koon Kim (Kore), Chris Evans'ın oynayacağı Snowpiercer'ın (2013) yönetmeni Joon Ho Bong (Kore), vizyonda olan Life of Pi'nin yönetmeni Ang Lee (Tayvan), 7500 (2013) filminin yönetmeni Hollywood versiyonları da çekilem Halka ve Garez gibi gerilim filmleriyle tanınan Takashi Shimizu (Japonya).

5 Şubat 2013 Salı

Zengin Menü

Dün itibarı ile oğlumun birinci yaş öncesi aşıları tamamlandı. Doğumu Japonya'da olmuştu ama biz aşılarına Türkiye'de başlamak istedik. İki aylıkken buraya geldikten sonra aşı programını yaptırdık.

Türkiye'de, doğar doğmaz yapılan hepatit aşısı anne ve babada taşıyıcılık olmadığı sürece Japonya'da uygulanmıyor. Dolayısıyla oğlumun hepatit aşısı programına gecikmeli olarak başlamıştık. Her ne kadar akıllara Japonya'da uygulananın doğru olma ihtimali yüksek gelse de buradaki hatırı sayılır doktorlar bunun tartışılabilir bir uygulama olduğunu söylediler. Öte yandan Japonya'da uygulanan 'nihon nouen' aşısı da Türkiye'de uygulanmıyor. Bunun sebebi, Japonya domuz eti tüketen bir ülke olduğu için ve bu aşının önlediği hastalığa domuz eti neden olduğu için programa alınmıyor. Dolayısıyla oğlumun da ihtiyacı olmayacak.

Eren'in yemek menüsü zaten hali hazırda epeyi "zengin". Eşimin özenle hazırladığı yemekler, annemin aldığı özel yemek tabaklarında dört farklı çeşit olarak "sofrasına" konuluyor. Bu yemekler beyefendiye ikram edilirken kaşığın uzatılmasında bir saniyelik bir gecikme bile olsa kıyameti koparıyor.

3 Şubat 2013 Pazar

Haşlanmış Harikalar Diyarı

Haruki Murakami'nin yeni bitirdiğim kitabının adıyıdı bu: Haşlanmış Harikalar Diyarı Ve Dünyanın Sonu.

Murakami'nin bu kitabı Japonya'da 1985 yılında yayımlanmış, İngilizce çevirisi 1991'de, Türkçe çevirisi ise 2011'de yayımlanmış. Yani Christopher Nolan, Inception (Türkçe vizyon adıyla 'Başlangıç') filmini çevirdikten çok önce yazılmış, yayımlanmış bir roman. Bu ayrıntıyı ne diye verdiğimi soracak olursanız, kitabı okurken filmi çağrıştıran pek çok olguyla karşılaşmış olmamı söyleyebilirim. Öyle ki, filmi ve kitabı aynı arama alanına koyarak internete baktığımda başkalarının da dikkatini çekmiş olduğunu gördüm. Filmin gerçekten çok çok iyi bir film olduğunu, kesinlikle orjinal olduğunu, Avatar gibi araklama olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak yine de Nolan'ın bu kitaptan esinlenmiş olduğunu düşünmeden edemiyorum.


Kitaba dönecek olursak; iki farklı dünyada eşzamanlı hayatlar sürmekte olan 35 yaşındaki bir adamın, her iki dünyada yaptığı hayat mücadelesinin anlatıldığı sürükleyici bir öykü. Aynı kişi olmalarına rağmen birbirlerinin varlığından habersiz olarak hayat mücadelesini sürdüren bu iki karakterin karşılaştığı insanların farklı kişilikleri de öyküye renk katıyor. Bu mücadeleler, hikayenin sonunda adamın hangi hayatı seçmek istediği noktasında birleşiyor. Her iki tarafta yaşananlar o kadar ilginç ve cezbedici ki, kendinizi o adamın yerine koyduğunuz zaman hangi dünyada yaşamayı tercih edebilirsiniz sorusuna cevap vermekte zorlanıyorsunuz.

"Herkesle aynı şeyleri okursanız herkesle aynı düşünürsünüz" diyen Murakami, bu öyküsünde de çok farklı bir resim çiziyor. Yaklaşık 600 sayfalık bu kitap da kütüphanemin "bir gün tekrar okunacaklar"ı arasında yerini aldı.

26 Ocak 2013 Cumartesi

26.01.2013

Bir fabrikya gitmeyeli epeyi uzun bir zaman olmuştu. En son yirmi yaşımda üniversite öğrencisiyken Adana Bossa fabrikasında bir ay staj yapmıştım(1995). O zamandan sonra ilk kez, bu sefer İzmit'te, yine bir Sabancı fabrikasına gittim. Bu kez onların müşteri olduğu bir iş toplantısı içindi.

Sağolsunlar, misafirliklerinde, uzun zaman sonra fabrika yemekhanesinde öğle yemeği yedim. Bir taraftan staj günlerimi hatırlatan şeylerle karşılaşırken diğer taraftan aradan geçen zaman içinde değişen olguları da görme imkanım oldu. En basiti, artık giriş-çıkış kartları elektronik okuyucular tarafından okunuyor. Staj zamanımda bize karton bir kart verilmişti. Bu kartı giriş ve çıkışta bir makineye okutuyorduk, o makine kartın üzerine tarih-saat belirten bir damga vuruyordu. Yemekhaneden yemek almak için de ayrı bir kart vardı. Ama tüm fabrika çalışanlarının, mevki ayırımı olmaksızın aynı yemekhanede, hepbirlikte olduğumuzu hatırlıyorum. Tıpkı bu ay iki kez gittiğim fabrikada olduğu gibi.

Önümüzdeki hafta tekrar Ankara'da olacağım. Sonraki hafta da tekrar fabrikayı ziyaret edeceğiz. Daha önce de söylediğim gibi, bu ziyaretlerin zor olan yanı oğlumdan uzak olmak ve oğlumun bakımında eşime yardım edemiyor olmak. Neyse ki, annem İstanbul'da. Bu yüzden şu yoğun iş döneminde gözüm çok da arkada kalmıyor. Onun, torununa olan sevgi dolu bakışlarını yakalayarak fotoğraflamak çok eğlenceli oluyor.