2013'e dört kişi girdik. Ben, eşim, annem ve ilk yılbaşısı olan yedi aylık oğlum. Sofra hazırlama işini hanımlar üstlendi, şampanya açma işini de ben üstlendim. Bana mı öyle geldi bilmem ama ilk kez hem görsel ve yazılı, hem de sosyal medyada bu sene daha az yeni yıl geyikleri yapıldı. İnsanlar herhalde 21 Aralık'ta kıyametin kopacağına kendilerini çok şartlamış olacaklar ki yılbaşı için daha az hazırlık yapmışlar.
Yarın yeni işe başlayacağım için eşim ve oğlumla son öğleden sonra gezmelerini yapıyoruz. Yılbaşı hediyesi alışverişlerini son güne bırakan insanlar sayesinde cumartesi ve pazar günleri Cadde tıklım tıklım doluydu. Bu yüzden son birkaç günkü gezmelerimiz biraz zor geçti ama bugün daha az kalabalık olacağını düşünerek son öğleden sonra yürüyüşümüzü yapacağız.
Einstein'ın harika bir sözü vardır, şöyle der: "Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere 8’den fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar karmaşık değildir. İnsanlar sadece 2’ye ayrılırlar: İyi insanlar ve kötü insanlar." Bu sözler ışığında 2013 yılının tüm iyi insanlara güzellikler getirmesini diliyorum.
1 Ocak 2013 Salı
30 Aralık 2012 Pazar
Kroyçer Sonat
2012'de okuduğum son kitap Tolstoy'un Kroyçer Sonat'ı oldu. Tolstoy, kitabın ismini Beethoven'in aynı adlı eserinden almış. Bir tren yolculuğu sırasında aynı vagonu paylaşan kişilerin erkek-kadın ilişkileri üzerine yapmakta olduğu tartışma, tartışmaya sonradan dahil olan Pozdnişev adındaki adamın karısını öldürmesini söylemesiyle farklı bir boyuta geçiyor. Sonrasında ise kitap, adamın karısını öldürdüşünün hikayesini baştan sona anlatması üzerine kurgulanıyor. Kitabın sonuna bir ekleme yapılmış ve eklenen bu bölümü Tolstoy, kitabında neleri anlatmak istediği, öyküden çıkarılabilecek sonuçların neler olduğu yönünde birçok kimseden mektuplar alması üzerine kendisi yazmış. Bu bölüm Tolstoy dönemi Rusyasının toplumsal yapısı hakkında bilgi alabilmemiz açısından da ilginç.
Benim esas anlamaya çalıştığım nokta ise Tolstoy'un, eseri için neden bu ismi seçtiği.
Orjinal Almanca ismi Kreutzer (ok. kroyttser) olan bu Beethoven sonatı, bir piyano ve bir keman için bestelenmiş, beni en çok etkileyen eserlerden biridir. Eskiden sanatsal yayınlar yapan TRT2 kanalında ilk dinlediğimin üzerinden belki 20 seneden fazla geçmiştir. Eser genellikle "A-Majör piyano sonatı" olarak nitelenmesine rağmen, Beethoven asla böyle bir tanımlama vermediği için yanlış bir isimlendirmedir.
Beethoven bu sonatı dönemin ünlü kemancısı George Bridgetower'a dedike etmiştir ve kendisi piyano, Bridgetower da keman ile bu eseri ilk kez 1803'te icra etmişlerdir. Konser sonrasında ikisi içki içip sohbet ederken Bridgetower, Beethoven'in önemsediği bir kadının ahlâkî değerlerine dil uzatmış, öfkelenen Beethoven da -ki öfkesiyle de çok ünlüdür- bu eserini Bridgetower yerine dönemin en ünlü kemanisti olarak bilinen Rodolpho Kreutzer adına ithaf etmiştir.
Eserin Kreutzer adını almasının sebebi budur. Ancak ne var ki, R.Kreutzer eseri asla icra etmediği gibi "rezil derecede anlaşılmaz" olarak nitelemiştir. Tarih onu son derece haksız çıkarmasına rağmen eser kendi ismiyle anılmaya bugüne kadar devam etmiştir. Böyle bir hakareti Beethoven'in duyup da öfkelenmemesine elbetteki imkan yoktu ama demek ki, Bridgetower'a olan öfkesi daha ağır basmış ki bu isimde ısrar etmiş ve belki de Bridgetower'ı kıskandırmak, küçük düşürmek, diğer kemancıyı ondan üstün tutmak gibi düşüncelerle onu bir anlamda cezalandırmaya çalışmıştır.
Tolstoy'un eserinde Kreutzer sonatının geçtiği yer ise, öykünün ana karakteri olan Pozdnişev'in, piyano çalan karısı ve ona kemanla eşlik eden Truhaçevski'nin bu eseri icra etmesidir. Pozdnişev, karısını öldürmesine götüren öyküsünü anlatırken karısı ile Truhaçevski arasında bir ilişki olduğuna inanır.
Kitabın sonlarına doğru yer alan bu kısa bölümde Tolstoy, Pozdnişev'in ağzından sonata ve bestecisine övgüler düzer. Ancak bana kalırsa, Tolstoy gibi birinin, Beethoven'in Kreutzer Sonatı'nın hikayesini bir yerlerde okumamış olmasına imkan yok. Sadece bestenin ihtişamı sebebiyle değil, aynı zamanda Beethoven'in, ahlâkî değerlerine dil uzatılmış kadını korumasından da etkilenerek kitabı için bu ismi seçmiştir, hatta belki de bu olaydan ilham almıştır diye düşünüyorum. Zira kitap, bir kıskançlık cinayetini değil, bir pişmanlığı da anlattığı gibi ahlâkî değerleri de ön plana çıkarmaya ve bir kadının mağduriyetini anlatmaya çalışıyor. Kitabın okunmasını da bestenin dinlenmesini de şiddetle tavsiye ediyorum.
Benim esas anlamaya çalıştığım nokta ise Tolstoy'un, eseri için neden bu ismi seçtiği.
Orjinal Almanca ismi Kreutzer (ok. kroyttser) olan bu Beethoven sonatı, bir piyano ve bir keman için bestelenmiş, beni en çok etkileyen eserlerden biridir. Eskiden sanatsal yayınlar yapan TRT2 kanalında ilk dinlediğimin üzerinden belki 20 seneden fazla geçmiştir. Eser genellikle "A-Majör piyano sonatı" olarak nitelenmesine rağmen, Beethoven asla böyle bir tanımlama vermediği için yanlış bir isimlendirmedir.
Beethoven bu sonatı dönemin ünlü kemancısı George Bridgetower'a dedike etmiştir ve kendisi piyano, Bridgetower da keman ile bu eseri ilk kez 1803'te icra etmişlerdir. Konser sonrasında ikisi içki içip sohbet ederken Bridgetower, Beethoven'in önemsediği bir kadının ahlâkî değerlerine dil uzatmış, öfkelenen Beethoven da -ki öfkesiyle de çok ünlüdür- bu eserini Bridgetower yerine dönemin en ünlü kemanisti olarak bilinen Rodolpho Kreutzer adına ithaf etmiştir.
Eserin Kreutzer adını almasının sebebi budur. Ancak ne var ki, R.Kreutzer eseri asla icra etmediği gibi "rezil derecede anlaşılmaz" olarak nitelemiştir. Tarih onu son derece haksız çıkarmasına rağmen eser kendi ismiyle anılmaya bugüne kadar devam etmiştir. Böyle bir hakareti Beethoven'in duyup da öfkelenmemesine elbetteki imkan yoktu ama demek ki, Bridgetower'a olan öfkesi daha ağır basmış ki bu isimde ısrar etmiş ve belki de Bridgetower'ı kıskandırmak, küçük düşürmek, diğer kemancıyı ondan üstün tutmak gibi düşüncelerle onu bir anlamda cezalandırmaya çalışmıştır.
Tolstoy'un eserinde Kreutzer sonatının geçtiği yer ise, öykünün ana karakteri olan Pozdnişev'in, piyano çalan karısı ve ona kemanla eşlik eden Truhaçevski'nin bu eseri icra etmesidir. Pozdnişev, karısını öldürmesine götüren öyküsünü anlatırken karısı ile Truhaçevski arasında bir ilişki olduğuna inanır.
Kitabın sonlarına doğru yer alan bu kısa bölümde Tolstoy, Pozdnişev'in ağzından sonata ve bestecisine övgüler düzer. Ancak bana kalırsa, Tolstoy gibi birinin, Beethoven'in Kreutzer Sonatı'nın hikayesini bir yerlerde okumamış olmasına imkan yok. Sadece bestenin ihtişamı sebebiyle değil, aynı zamanda Beethoven'in, ahlâkî değerlerine dil uzatılmış kadını korumasından da etkilenerek kitabı için bu ismi seçmiştir, hatta belki de bu olaydan ilham almıştır diye düşünüyorum. Zira kitap, bir kıskançlık cinayetini değil, bir pişmanlığı da anlattığı gibi ahlâkî değerleri de ön plana çıkarmaya ve bir kadının mağduriyetini anlatmaya çalışıyor. Kitabın okunmasını da bestenin dinlenmesini de şiddetle tavsiye ediyorum.
21 Aralık 2012 Cuma
Oğlumla İlk Doğum Günüm
38 seneyi dün geride bıraktım. Arkadaşlarımla kutladığım, akrabalarımla kutladığım, yalnız kutladığım ve kutlamadığım doğum günlerim oldu ama dünkü doğum günümün özel bir yanı vadı ki oğlum dünyaya geldikten sonra birlikte kutladığım ilk doğum günümdü.
Geçen hafta annem de Adana'dan gelmişti ve böylece dün dört kişilik bir kutlama yaptık. Doğum günümle birlikte dün bazı ilkleri de birlikte yaşadık. Bu kış İstanbul'a ilk kar dün yağdı. Pencereden dışarıyı seyretmeye bayılan oğlum da böylece ilk kez kar görmüş oldu. Ayrıca sekizinci ayını doldurmakta olan oğlum dün ilk kez su içti. Henüz süt saati gelmediği ama acıkmış gibi huzursuzca sesler çıkarmaya başlayınca su vermeyi deneyelim dedik ve o da kana kana içti.
Bugün ise bütün gün televizyonda ve sosyal medyada kıyamet kopacağı geyikleri vardı. Malum, Maya takvimine göre 21.12.2012 günü Türkiye saatiyle 13:11de kıyamet kopacağı yıllardır söylenegeliyordu. Doğum günümün ertesi günü, yani bugün kopan bir şey olmadı:) Mayalar, İspanyollar'ın kendilerini katledeceğini bile bilememişlerken kıyamet tarihini bilmeleri sürpriz olurdu zaten. İnsanlar ise kendi ellerinin yaptıklarına bakmadan kıyametin gökten geleceğini sanmaları bir hayli gülünç. Neyse, bakalım yeni kıyamet geyiği için hangi tarih verilecek.
Geçen hafta annem de Adana'dan gelmişti ve böylece dün dört kişilik bir kutlama yaptık. Doğum günümle birlikte dün bazı ilkleri de birlikte yaşadık. Bu kış İstanbul'a ilk kar dün yağdı. Pencereden dışarıyı seyretmeye bayılan oğlum da böylece ilk kez kar görmüş oldu. Ayrıca sekizinci ayını doldurmakta olan oğlum dün ilk kez su içti. Henüz süt saati gelmediği ama acıkmış gibi huzursuzca sesler çıkarmaya başlayınca su vermeyi deneyelim dedik ve o da kana kana içti.
Bugün ise bütün gün televizyonda ve sosyal medyada kıyamet kopacağı geyikleri vardı. Malum, Maya takvimine göre 21.12.2012 günü Türkiye saatiyle 13:11de kıyamet kopacağı yıllardır söylenegeliyordu. Doğum günümün ertesi günü, yani bugün kopan bir şey olmadı:) Mayalar, İspanyollar'ın kendilerini katledeceğini bile bilememişlerken kıyamet tarihini bilmeleri sürpriz olurdu zaten. İnsanlar ise kendi ellerinin yaptıklarına bakmadan kıyametin gökten geleceğini sanmaları bir hayli gülünç. Neyse, bakalım yeni kıyamet geyiği için hangi tarih verilecek.
9 Aralık 2012 Pazar
Eren ve Selin
Oğlumun bugünkü ziyaretçisi, eski dostlarım Emre ve Sema'nın kızları Selin oldu. İkisi de henüz çok küçük olmalarına rağmen ileride bizler gibi iyi arkadaş olacaklarının belirtilerini gösterdiler:) İhtiyaçlarını gidermek için çaba harcadığımız bugünlerde, şimdilik bizlere rahat bir yemek yeme şansı vermiyorlar ama bakalım önümüzdeki buluşmalarımızda daha da hareketlendikleri zaman bizlere ne tür zorluklar yaşatacaklar göreceğiz. Her ânı güzel olan bugünlerin keyfini sürüyor olmak büyük mutluluk..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

