21 Aralık 2012 Cuma

Oğlumla İlk Doğum Günüm

38 seneyi dün geride bıraktım. Arkadaşlarımla kutladığım, akrabalarımla kutladığım, yalnız kutladığım ve kutlamadığım doğum günlerim oldu ama dünkü doğum günümün özel bir yanı vadı ki oğlum dünyaya geldikten sonra birlikte kutladığım ilk doğum günümdü.


Geçen hafta annem de Adana'dan gelmişti ve böylece dün dört kişilik bir kutlama yaptık. Doğum günümle birlikte dün bazı ilkleri de birlikte yaşadık. Bu kış İstanbul'a ilk kar dün yağdı. Pencereden dışarıyı seyretmeye bayılan oğlum da böylece ilk kez kar görmüş oldu. Ayrıca sekizinci ayını doldurmakta olan oğlum dün ilk kez su içti. Henüz süt saati gelmediği ama acıkmış gibi huzursuzca sesler çıkarmaya başlayınca su vermeyi deneyelim dedik ve o da kana kana içti.


Bugün ise bütün gün televizyonda ve sosyal medyada kıyamet kopacağı geyikleri vardı. Malum, Maya takvimine göre 21.12.2012 günü Türkiye saatiyle 13:11de kıyamet kopacağı yıllardır söylenegeliyordu. Doğum günümün ertesi günü, yani bugün kopan bir şey olmadı:) Mayalar, İspanyollar'ın kendilerini katledeceğini bile bilememişlerken kıyamet tarihini bilmeleri sürpriz olurdu zaten. İnsanlar ise kendi ellerinin yaptıklarına bakmadan kıyametin gökten geleceğini sanmaları bir hayli gülünç. Neyse, bakalım yeni kıyamet geyiği için hangi tarih verilecek.

9 Aralık 2012 Pazar

Eren ve Selin

Oğlumun bugünkü ziyaretçisi, eski dostlarım Emre ve Sema'nın kızları Selin oldu. İkisi de henüz çok küçük olmalarına rağmen ileride bizler gibi iyi arkadaş olacaklarının belirtilerini gösterdiler:) İhtiyaçlarını gidermek için çaba harcadığımız bugünlerde, şimdilik bizlere rahat bir yemek yeme şansı vermiyorlar ama bakalım önümüzdeki buluşmalarımızda daha da hareketlendikleri zaman bizlere ne tür zorluklar yaşatacaklar göreceğiz. Her ânı güzel olan bugünlerin keyfini sürüyor olmak büyük mutluluk..

3 Aralık 2012 Pazartesi

Sokrates, Mu ve Hac

Son okuduğum kitaplar, Sinan Meydan'ın iki kitabının yanı sıra Sokrates'in Savunması ve Coelho'nun Hac kitabı oldu.

Sinan Meydan'ın birbirini tamamlayan Atatürk ve Kayıp Kıta Mu kitabı, benim gibi bir tarih meraklısına ilaç gibi geldi. Öyle ki, hemen ardından devam kitabı olan Köken'i de okudum. Her ikisinde de elime kalemi alıp altını çizdiğim, notlar aldığım çok yer oldu. Burada öğrendiğim ve incelediğim bir konuyu da blogumdaki bir yazıma konu etmiştim (ilgili yazı:Emerik'in Keşfi).

 
Sokrates'in Savunması, Platon tarafından kaleme alınan büyük bir "ders". Öyle bir ders ki, din sömürüsü, cahil halkın aldatılması, yönetimi elinde bulunduranların çıkarlarına ters düşen doğru işler yapanların ve doğruları söyleyenlerin affedilmemesi gibi bugün bile yaşamakta olduğumuz değişmez zulüm ilkelerini 2500 sene öncesinden haykıran bir eser. Bu incecik kitabın özetinin bile ülkelerin eğitim bakanlıklarınca ders kitaplarına alınmamasına şaşmamak lazım.

Platon, eserinde, Sokrates'i ölüme götüren suçlanma ve yargılanma sürecini, Sokrates'in ağzından kaleme almış. 2500 sene önce bugünkü bilimin, teknolojinin, istihbarat imkanların, vs. hiçbirisi olmamasına rağmen, satırları okudukça bu farkı göremiyorsunuz çünkü o zaman neler yaşanmışsa bugün yaşanmakta olanlardan bir farkı olmadığını anlıyorsunuz.

Paulo Coelho, Hıristiyanların 1000 yıldır yürüdükleri, Pireneler'den Santiago'ya uzanan 700 kilometrelik kutsal hac yolundaki yürüyüşünü konu ettiği Hac kitabında, başından geçen olaylara ve edindiği deneyimlere yer veriyor. Coelho'nun bu yolculuğu onun Simyacı adlı eserine de ilham kaynağı olmuş. Çok doğru bulduğum bir sözü alıntılayarak aktarmak istiyorum: "Kendilerini hayatın haksızlıklarına uğramış iyi insanlar olarak görenler, başlarına gelenleri hak etmediklerini düşünenler hiçbir zaman yürekten savaş veremezler."

Kitabı okurken çok keyif almamın ve yazarın aktardığı birçok felsefî öğretiyi de yerinde bulmamın yanı sıra ilginç bulduğum bir olaya rastladım. Yazarın anlattığı bu olay bana Verdi'nin ünlü operası Il Trovatore'yi anımsattı ve onu da blogumun şu başlığında aktardım: Hac'da Trovatore.

Hac'da, yazarın yolculuk sırasında uyguladığı RAM* egzersizlerinin de nasıl uygulanacağı başlıklar altında verilmiş. Bu egzersizlerden birini kendim de uygulamaya aldım. Adına Zalimlik Egzersizi denen bu uygulama kısaca şöyle: Ne zaman kıskançlık, haset, nefret gibi kendini kötü hissettirecek bir düşünceye kapılırsan, işaret parmağının tırnağını, aynı elin başparmağının tırnağını çevreleyen ete batır, acıyı hisset ve odaklan, bunu her defasında tekrar et, gerekirse elin yara içinde kalsın; böylece bu uygulama zamanla kötü düşüncelerden kurtulmana yardımcı olacaktır.

* Regnum, Agnum, Mundi. Kitap, batınî bir tarikat olduğu anlaşılan RAM Tarikatı'nın bir üyesi olan yazarın, ustalık mertebesine erişmesi üzerine yapılan tören ile başlıyor. Kitabın cazibesini korumak adına daha fazla ayrıntıya girmiyorum.

1 Aralık 2012 Cumartesi

01.12.2012

Aralık ayının ilk gününü yağmurla karşıladık. Durum böyle olunca, her öğleden sonra yaptığımız Cadde yürüyüşümüzü yapamadık. Aslında evden çıkamadık demek daha doğru. Bugünkü öğlen yemeğimiz olan  pizzayı almak üzere, sadece ben 10 dakikalığına çıkıp geldim.


Hem dışarı çıkamayışımızın, hem de öğlen pizzaya yönelmemizin ortak bir sebebi daha vardı ki, o da eşimin geçirdiği küçük kaza idi. Oğlumuzun sabahki yemeğini hazırlamak üzere mikrodalgada ısıttığı kabın kapağı, eşim eline aldığı sırada buhar basıncından fırlayınca eşimin eli yandı. Bütün gün soğuk tedavi uyguladık. Böylece benim her zamankinden daha çok yardımcı olmam gerekti. Pizza almadan önce oğlumun sabah yemeğini de ben yedirdim. Eşimin, mama için sebzelerini haşladığını, püre haline getirdiğini, ölçüsüne göre ayırdığını ve diğer tüm işlemleri her gün bir gün öncesinden başlayarak yaptığını göz önüne alırsak, mama yedirmek ve gidip pizza almak pek de "yardım" olarak değerlendirilmeyebilir tabii ki.