Çapul=yağma.
Ya da
Çapul=çekirge ???
Bu sözcüğün kökeni hakkında ilginç bir bilgiye rastladım. İnternette araştırdığım zaman VikiSözlük'ün sayfasında kelime kökeni olarak Farsça işaret edilmiş ama öyle olsaydı Osmanlıca-Türkçe sözlüğünde yer almasını beklerdim. Ancak elimdeki sözlükte yoktu.
![]() |
| Çapul sözcüğünün VikiSözlük'teki köken bilgisi hatalı görünüyor |
"...Çapultepek (Aztek dilinde (Çapul) Çekirge ve (Tepek) de Tepe) yani Çekirge Tepesi demektir. Çekirgenin ekinleri tahrip, yağma ettiği malum olduğundan eski Türklerin Aslen Aztekçe'de çekirge anlamında olan bu Çapul sözcüğünün mecazi bir surette Yağma mânâsında kullanılmış olmaları muhtemel bulunduğunu istidlalen arz eylerim..."
Bu bilgilere ulaştığım Sinan Meydan'ın Atatürk ve Kayıp Kıta Mu kitabı son okuduğum kitaplardan en ilginciydi. Tahsin Bey kendisi için Maya Tepesi anlamına gelen Mayatepek soyadını da Atatürk'ün onayıyla almış. Atatürk'ün Türklerin Orta Asya ve Anadolu'da ilk ortaya çıkmalarından önce neredeydi sorusuna cevaben aradığı, okuduğu kitaplarda izlerine rastlayarak bilimsel olarak araştırılması isteği ve çabalarına kitabında yer veren Sinan Meydan çok iyi bir iş çıkarmış. Bu araştırmalar sonucu bilimsel olarak ortaya konan bulgular Atatürk'ün memnuniyetini şu sözlerle dile getirmesine sebep olmuş: "Mu ve May, yani Uygur Türk alfabesinin bütün medeni dünyada ilk alfabe olduğunu görmekle...bahtiyar olduk". Atatürk, Türk milletinin dünyanın ilk uygarlığı olan Mu'dan, Türkçe'nin ilk dil olan Mu Dili'nden, ilk alfabenin Türk alfabesi olduğundan (ki Latin Alfabesi olarak isimlendirilen alfabe de Türk Alfabesinden türetilmiştir ve Harf Devrimi esasen öze dönüştür) son derece emindi ama bunun bilimsel olarak kanıtlanmasını istiyor ve böylece dünyaya duyurmak istiyordu. Ömrü buna yetmedi ve bu araştırmalar da onun ölümünden sonra devam ettirilmedi. Bugün ise "Arap köklerimize dönmeliyiz" diyen bakanlarımız var.
Tahsin Bey'in raporlarında 'çapul' ve 'tepek' kelimeleri gibi pek çok kelimeler Türkçe karşılıklarıyla sıralanmış. Raporlarda göze batan vurgulardan biri de Musa, İsa ve Muhammed peygamberlerin dinlerinin "Mu kaynaklı" olduklarının anlatımıydı. Namaz, abdest, oruç, ezan, ölü yıkama, sünnet gibi uygulamaların "Mu dininden kaynaklandığını" kanıtlamaya çalışan Tahsin Bey'e göre Kâbe'nin tavafı da Mu dinindeki Güneş mabetlerinde uygulanmış ve günde beş vakit namazın da Güneşin konumlarına göre tanzim edilmiş olmasına dikkat çekilmiş. Aslında tüm bunlar bize dinimizin "kaynağının" nereden geldiğini değil de Din'in insanlık tarihi boyunca benzer uygulamalarla tebliğ edilmiş olduğunu açıklamaktadır diye düşünüyorum. Her ne kadar Tahsin Bey kendisinden açıklama istendiğinde "kaynağı" olduğu kanaatini savunmuşsa da bu fikirler, dinin gerçeklerini herkesten fazla anlamış ve özümsemiş olan Atatürk tarafından itibar görmemiş. İşin Güneşe tapma tarafı da belki diğer pek çok dinde olduğu peygamber tebliği sonrası zamanlarda yozlaşmanın belirtileri olabilir. Meselâ, Kâbe'nin Hz.İbrahim'den sonra İslam'ın ilk dönemlerine kadar putlar tapınağına dönüştürülmesi gibi.
Ayrıca Kur'an pek çok kavimin helak edildiği hakkında ayetler veriyor. Sözgelimi kitapta bize verilen Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidi'nde (Meksika) Mu'nun yıkılışını yazan metindeki "korkunç yer sarsıntısı" ibaresinin "şiddetli sarsıntı/korkunç titreşim(A'raf 78), korkunç bir sarsıntı (Ankebût 37)" ifadeleriyle bazı kavimlerin helak edilmesi anlatımının Kur'an'da yer alması da ilginç bir benzerlik.
Atatürk, dünyanın ilk medeniyetinin Türkler tarafından kurulmuş olduğunu ve bugünkü Türklerin, diliyle, yaşantısıyla bu medeniyeti en bozulmamış haliyle devam ettiriyor olduğunu bilimsel olarak kanıtlamak ve dünyaya duyurmak istiyordu. Yazar, ortaya koyduğu tüm incelemeler sonrasında şu sözleri dile getiriyor: "Türkler Orta Asya'ya Mu'dan göç etmişler ve dünyadaki ilk dil Mu dili yani Türkçe'dir." Şu anda kitabın devamı niteliğinde olan Köken isimli kitaba başladım ve heyecanla okumaya devam ediyorum.







