Bu pozu yakalamak için çok uğraştım. Oğlumun neşesi yerinde:)
21 Ekim 2012 Pazar
12 Ekim 2012 Cuma
Kimi-chan ve Gül Kitapları
Eşimin İstanbul'daki arkadaşlarından Yumi'nin üçüncü çocuğu Kimi-chan iki hafta önce dünyaya geldi. Biz de dün ziyaretine gittik. Yabancı bir ülkede üç küçük çocuğa bakmak çok zor olsa gerek ama tanıdığım kadarıyla Yumi güçlü bir kadın. Kimi-chan'ın minik ellerine dokunmak tarif edilmesi çok zor bir haz. İki haftalık bir bebeğin ne kadar tatlı olabileceğini böylece yeniden hatırlamış oldum.
***
Son bitirdiğim iki kitapta da, birbirinden çok farklı anlamlar çerçevesinde, 'gül' temaları işlenmişti. Foucault Sarkacı, okuduğum en zor ama en güzel kitaplardan biriydi. Söz konusu Umberto Eco olunca, eserin zor (hele hele 1000 sayfalık bir kitapsa) olmamasına da, güzel olmamasına da, ama hepsinden de öte öğretici yüzlerce unsurla dolu olmamasına da imkan yoktur. Bir elimde kitap, bir yanımda 'google' açık bilgisayarım, saatlerce okuyup tanımlanan yerleri, simgeleri, kişileri, kurumları, tarihsel ögeleri inceleyerek bir çok yeni bilgi edinmiş oldum.
Foucault Sarkacı; Tapınakçıları, Gül-Haçları konu alan ve onlarla ilgili hemen hemen her şeye dokunan bir kitap. Öyle ki, Eco, yine aynı konuyu ele alan -benim de çok beğenerek okuduğum- Da Vinci Şifresi ve onun yazarı Dan Brown için şöyle söylüyor: "Kitabı okumak zorunda bırakıldım çünkü herkes bana onun hakkında soruyordu. Bence Dan Brown benim Foucault Sarkacı kitabımdaki karakterlerden biri." Eco'nun bilgeliğine dayandırdığı egosu bir kenara, kitabı okurken ben de haklı olduğu sanısına kapılmadım desem yalan olur.
Kayıp Gül, okuduğum ilk Serdar Özkan kitabıydı. Onlarca dile çevirisi yapılmış ve bir çok ülkede yayınlanmış bir kitap olması benim ilgimi artırmıştı ve okumaya böylece karar verdim. Bir nefeste okunacak kadar kısa, güzel bir öyküydü. Ama bu kadar ilgi uyandıracak, bir çok ülkede yayınlanacak nesi vardı diye düşünmeden edemedim. Bugünlerde, kitapçılarda, bu kitabın devamı niteliğinde yeni bir kitap daha çıkmış. Bende, hemen alayım, diye bir heyecan uyandırdığını pek söyleyemeyeceğim.
***
Son bitirdiğim iki kitapta da, birbirinden çok farklı anlamlar çerçevesinde, 'gül' temaları işlenmişti. Foucault Sarkacı, okuduğum en zor ama en güzel kitaplardan biriydi. Söz konusu Umberto Eco olunca, eserin zor (hele hele 1000 sayfalık bir kitapsa) olmamasına da, güzel olmamasına da, ama hepsinden de öte öğretici yüzlerce unsurla dolu olmamasına da imkan yoktur. Bir elimde kitap, bir yanımda 'google' açık bilgisayarım, saatlerce okuyup tanımlanan yerleri, simgeleri, kişileri, kurumları, tarihsel ögeleri inceleyerek bir çok yeni bilgi edinmiş oldum.
Foucault Sarkacı; Tapınakçıları, Gül-Haçları konu alan ve onlarla ilgili hemen hemen her şeye dokunan bir kitap. Öyle ki, Eco, yine aynı konuyu ele alan -benim de çok beğenerek okuduğum- Da Vinci Şifresi ve onun yazarı Dan Brown için şöyle söylüyor: "Kitabı okumak zorunda bırakıldım çünkü herkes bana onun hakkında soruyordu. Bence Dan Brown benim Foucault Sarkacı kitabımdaki karakterlerden biri." Eco'nun bilgeliğine dayandırdığı egosu bir kenara, kitabı okurken ben de haklı olduğu sanısına kapılmadım desem yalan olur.
Kayıp Gül, okuduğum ilk Serdar Özkan kitabıydı. Onlarca dile çevirisi yapılmış ve bir çok ülkede yayınlanmış bir kitap olması benim ilgimi artırmıştı ve okumaya böylece karar verdim. Bir nefeste okunacak kadar kısa, güzel bir öyküydü. Ama bu kadar ilgi uyandıracak, bir çok ülkede yayınlanacak nesi vardı diye düşünmeden edemedim. Bugünlerde, kitapçılarda, bu kitabın devamı niteliğinde yeni bir kitap daha çıkmış. Bende, hemen alayım, diye bir heyecan uyandırdığını pek söyleyemeyeceğim.
2 Ekim 2012 Salı
Annem ve Oğlum
Annemi bugün Adana'ya yolcu ettik. İlginçtir, bu kez, torunundan ayrılmak benden ayrılmaktan daha zor geldi. Şimdiye kadar her sene Ekim ayından çok daha önce Adana'ya dönerdi ama bu sefer torunundan ayrılmaya gönlü bir türlü razı olmadı.
Halen salonumuzda duran çok güzel, eski bir resmimiz var. Resimde ben 4 aylık bir bebekken annemin kollarındayım. Aradan 37 sene geçti ve bu sefer annem ve oğlumu benzer bir resimde biraraya getirmek istedim. İşte bu iki resmi yanyana koyarak bu sayfada paylaşıyorum. Ben ve oğlum ne kadar benzeşiyoruz yorumunu size bırakıyorum. Ama arada 37 sene fark olmasına rağmen annemin gözleri aynı ifadeyi yansıtıyor.
Halen salonumuzda duran çok güzel, eski bir resmimiz var. Resimde ben 4 aylık bir bebekken annemin kollarındayım. Aradan 37 sene geçti ve bu sefer annem ve oğlumu benzer bir resimde biraraya getirmek istedim. İşte bu iki resmi yanyana koyarak bu sayfada paylaşıyorum. Ben ve oğlum ne kadar benzeşiyoruz yorumunu size bırakıyorum. Ama arada 37 sene fark olmasına rağmen annemin gözleri aynı ifadeyi yansıtıyor.
27 Eylül 2012 Perşembe
27.09.2012
İyi bir yolculuk değildi benim için. Ama neyse ki yanıma kitap almıştım bu sefer. Üç araç değiştirdikten sonra 20 dakika yürüyerek vardım çağırıldığım yere. Şehri şehir yapan her şeyden uzak bir yerde, içerisinde, tost ve çaydan daha iyi bir şey alamayacağım, dondurma şirketinin reklam olsun diye kendilerine verdiği plaj tipi şemsiyeleri gölgelik yapmış büfesinden başka bir gıda satış yeri barındırmayan, tam bir mahrumiyet alanına konuşlandırılmış, camekanlı bir binaydı. 500 kişilik bir alanda 20 kişi ya vardı ya yoktu.
Bir odaya girdim ve odada bir kuş vardı. İçeriye nasıl girmişse girmiş, açılmayan cam pencereden dışarıya çıkmak için çırpınıyordu. Odadan dışarıya kaçmasın diye kapıyı kapattık ve bayanlardan birinin hırkasının yardımıyla yakalayarak dışarıya bıraktık. Benim ziyaretim de, bir bakıma, o kuşunkinden daha farklı değildi.
Konuşacağım kişiyle konuştum. Binada eski bir tanıdığımla ratlaştım, ayaküstü lafladık. Çıktım, 20 dakika yürüdüm, 3 araç değiştirdim ve döndüm.
Bir odaya girdim ve odada bir kuş vardı. İçeriye nasıl girmişse girmiş, açılmayan cam pencereden dışarıya çıkmak için çırpınıyordu. Odadan dışarıya kaçmasın diye kapıyı kapattık ve bayanlardan birinin hırkasının yardımıyla yakalayarak dışarıya bıraktık. Benim ziyaretim de, bir bakıma, o kuşunkinden daha farklı değildi.
Konuşacağım kişiyle konuştum. Binada eski bir tanıdığımla ratlaştım, ayaküstü lafladık. Çıktım, 20 dakika yürüdüm, 3 araç değiştirdim ve döndüm.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



