İnsan, hayatında tanıdığı en aşağılık, en yalancı solucana imrenir mi hiç?
Biz ikimiz ondan çok çektik.
Solucan, mahalledeki köpeklerin yakın arkadaşıydı. Kendi ısıramasa da köpeklerin gölgesi arkasında olduğu için her fırsatta ikimize de hırlardı. Dayanılacak gibi olmadığı zaman biz ikimiz kaçardık solucandan.
Zaman değişti. Solucanın köpeklerini başka köpekler gelip kovaladı. Başka köpekler yeni solucanlar getirip onları hırlattı. Biz ikimiz başka mahallelere gittik.
Bizim solucanı köpek arkadaşları yalnız bırakmadı. Havlayabildikleri her yere götürdüler. Solucan, köpek hayatı sürmeye devam etti. Başka zavallılar onun hırlamalarından nasibini alıyor.
İkimizden diğerimiz ise yan mahallenin muhtarı oldu. Ben mahallesiz kaldım. Muhtar arkadaşım ya, sesleniverdim. Ama; ben buyum, hırlamam lazım değil dedim. Ama bir mahalleye ihtiyacım var, dedim muhtar arkadaşıma. İşte o zaman gerçeği anladım. Köpek de olsalar solucanın arkadaşları vardı.
13 Eylül 2012 Perşembe
28 Ağustos 2012 Salı
Umurda Olmama Durumu
Hata yapanlar ya da suç işleyenler, bu yaptıkları sebebiyle eleştirildikleri zaman genellikle "bana yapılan ithamlar umurumda değil" derler.
Mesela dün bir derbi maçı oldu, maçın son dakikalarında kendini yere atıp penaltı alan ve hak edilmemiş bir golle yenilgiden kurtulan Galatasaray'ın futbolcusu için otoriteler "emek hırsızı" gibi yorumlar yapınca o da bu ithamların umurunda olmadığını söylemiş.
Yahudilerin Almanya'da fırınlarda yakılması Hitler'in umurunda değildi.
Amerika Japonya'ya atom bombaları attığında ölen masum insanlar başkan Truman'ın umurunda değildi.
Cebinizden çaldığı paraları harcarken ev kiranızı ödeyememeniz yankesicinin umurunda olmaz.
Babanız başından vurulduğu zaman sizin yetim kalmanız katilin umurunda değildir.
Puanları çalınan takımın futbolcularının galibiyet primiyle eşlerine, çocuklarına alamadığı hediyeler de Burak'ın umurunda olmaz.
Yapılan bir hatada ya da işlenen bir suçta, aldığı ceza ve/veya eleştirilerin, mesul olan kişinin umurunda olmaması, yapılan eylemin ahlak seviyesinin ne olduğunu belirleyen bir kriter değildir; ama mesul olan kişinin ahlak seviyesinin ne olduğunu belirleyen bir kriterdir. Aynı suçu işleyen iki kişiden, hatasını kabul edip özür dileyen ile umurunda olmadığını söyleyen iki kişi arasında ahlak farkı vardır. Suçun ahlak seviyesi değişmez ama kişilerin ahlak seviyesi farklıdır.
Mesela dün bir derbi maçı oldu, maçın son dakikalarında kendini yere atıp penaltı alan ve hak edilmemiş bir golle yenilgiden kurtulan Galatasaray'ın futbolcusu için otoriteler "emek hırsızı" gibi yorumlar yapınca o da bu ithamların umurunda olmadığını söylemiş.
Yahudilerin Almanya'da fırınlarda yakılması Hitler'in umurunda değildi.
Amerika Japonya'ya atom bombaları attığında ölen masum insanlar başkan Truman'ın umurunda değildi.
Cebinizden çaldığı paraları harcarken ev kiranızı ödeyememeniz yankesicinin umurunda olmaz.
Babanız başından vurulduğu zaman sizin yetim kalmanız katilin umurunda değildir.
Puanları çalınan takımın futbolcularının galibiyet primiyle eşlerine, çocuklarına alamadığı hediyeler de Burak'ın umurunda olmaz.
Yapılan bir hatada ya da işlenen bir suçta, aldığı ceza ve/veya eleştirilerin, mesul olan kişinin umurunda olmaması, yapılan eylemin ahlak seviyesinin ne olduğunu belirleyen bir kriter değildir; ama mesul olan kişinin ahlak seviyesinin ne olduğunu belirleyen bir kriterdir. Aynı suçu işleyen iki kişiden, hatasını kabul edip özür dileyen ile umurunda olmadığını söyleyen iki kişi arasında ahlak farkı vardır. Suçun ahlak seviyesi değişmez ama kişilerin ahlak seviyesi farklıdır.
23 Ağustos 2012 Perşembe
Yüz Gün Kutlaması: Omedetai-hi
Oğlumun annesi Japon olunca, tabii ki oradaki adetleri de olabildiğince yaşatmaya çalışıyoruz. Oğlum artık dördüncü ayını dolduruyor. Beş gün önce 100 gününü doldurduğunda kısa bir geleneksel kutlama yaptık: Omedetai-hi.
'Omedetai-hi' Türkçe'de mutlu/sevinçli gün anlamına geliyor. Düğün günü, ilk işe girilen gün, mezuniyet günü gibi hayatta çok az yaşanan ve önemli olan günler Japonya'da 'omedetai-hi' kapsamına giriyor. Bebeklerin doğumlarının yüzüncü günlerini tamamlaması da bunlardan biri. Bunun sebebi, eskiden, her coğrafyada olduğu gibi Japonya'da da bebek ölümlerinin çok olması sebebiyle artık yüzüncü gününü doldurmuş olan bebeklerin tehlikeyi büyük ölçüde atlattığına inanılması ve bundan sonraki yaşamını da sağlıklı geçirmesi için iyi dileklerin dilenmesi şeklinde özetlenebilir.
Günümüze kadar uygulana gelmiş olan bu törende bebeklere özel bir kıyafet giydiriliyor, hatıra resimleri çekiliyor, yemek yeniyor ve ailenin en büyüğü yenilen bu yemekten bir lokma da bebeğe uzatıyor ve ona koklatıyor.
Burada birkaç ayrıntı var ve sebepleriyle birlikte kısaca açıklayayım:
Yemek seçimi mümkünse çupra oluyor. Çünkü 'Omedetai-hi'nin içinde yer alan 'tai' kelimesi çupra anlamına geliyor. Japonlar bu tür kelime oyunlarıyla özel günlere anlam katmayı çok seviyorlar. Ayrıca bu balık Japonya'da pahalı balıklardan bir tanesi. Servis edilirken balığın ayıklanmadan, başı ile birlikte tabaklara konması önemli. 'Baş' anlamındaki 'kaşira' kelimesi aynı zamanda büyük patron gibi bir anlam taşıyor. Böylece çocuğun büyüyünce önemli birisi olması dilekleri sembolleştirilmiş oluyor. Ailedeki en büyük kişi bu yemekten bir lokma da bebeğe uzatıyor ve sanki ona yediriyormuşçasına ağzının önüne kadar getirip koklamasını sağlıyor. Bununla ileride hiç aç kalmaması temenni edilmiş oluyor. Ailenin en büyüğü tarafından yapılması ile de çocuğun uzun yaşaması ümit ediliyor.
Japonya'daki gibi bir tören kıyafetini bulma imkanımız yoktu ama yine de eşimin getirmiş olduğu özel bir kıyafet vardı. Böylece kutlamayı, oğluma bu kıyafeti giydirerek yerine getirmiş olduk. Bana biraz sünnet kıyafetini hatırlattı ki ilerideki zamanda da artık bizim geleneklerimize uygun olarak sünnet törenini yapacağız.
'Omedetai-hi' Türkçe'de mutlu/sevinçli gün anlamına geliyor. Düğün günü, ilk işe girilen gün, mezuniyet günü gibi hayatta çok az yaşanan ve önemli olan günler Japonya'da 'omedetai-hi' kapsamına giriyor. Bebeklerin doğumlarının yüzüncü günlerini tamamlaması da bunlardan biri. Bunun sebebi, eskiden, her coğrafyada olduğu gibi Japonya'da da bebek ölümlerinin çok olması sebebiyle artık yüzüncü gününü doldurmuş olan bebeklerin tehlikeyi büyük ölçüde atlattığına inanılması ve bundan sonraki yaşamını da sağlıklı geçirmesi için iyi dileklerin dilenmesi şeklinde özetlenebilir.
Günümüze kadar uygulana gelmiş olan bu törende bebeklere özel bir kıyafet giydiriliyor, hatıra resimleri çekiliyor, yemek yeniyor ve ailenin en büyüğü yenilen bu yemekten bir lokma da bebeğe uzatıyor ve ona koklatıyor.
Burada birkaç ayrıntı var ve sebepleriyle birlikte kısaca açıklayayım:
Yemek seçimi mümkünse çupra oluyor. Çünkü 'Omedetai-hi'nin içinde yer alan 'tai' kelimesi çupra anlamına geliyor. Japonlar bu tür kelime oyunlarıyla özel günlere anlam katmayı çok seviyorlar. Ayrıca bu balık Japonya'da pahalı balıklardan bir tanesi. Servis edilirken balığın ayıklanmadan, başı ile birlikte tabaklara konması önemli. 'Baş' anlamındaki 'kaşira' kelimesi aynı zamanda büyük patron gibi bir anlam taşıyor. Böylece çocuğun büyüyünce önemli birisi olması dilekleri sembolleştirilmiş oluyor. Ailedeki en büyük kişi bu yemekten bir lokma da bebeğe uzatıyor ve sanki ona yediriyormuşçasına ağzının önüne kadar getirip koklamasını sağlıyor. Bununla ileride hiç aç kalmaması temenni edilmiş oluyor. Ailenin en büyüğü tarafından yapılması ile de çocuğun uzun yaşaması ümit ediliyor.
16 Ağustos 2012 Perşembe
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
