23 Ağustos 2012 Perşembe

Yüz Gün Kutlaması: Omedetai-hi

Oğlumun annesi Japon olunca, tabii ki oradaki adetleri de olabildiğince yaşatmaya çalışıyoruz. Oğlum artık dördüncü ayını dolduruyor. Beş gün önce 100 gününü doldurduğunda kısa bir geleneksel kutlama yaptık: Omedetai-hi.

'Omedetai-hi' Türkçe'de mutlu/sevinçli gün anlamına geliyor. Düğün günü, ilk işe girilen gün, mezuniyet günü gibi hayatta çok az yaşanan ve önemli olan günler Japonya'da 'omedetai-hi' kapsamına giriyor. Bebeklerin doğumlarının yüzüncü günlerini tamamlaması da bunlardan biri. Bunun sebebi, eskiden, her coğrafyada olduğu gibi Japonya'da da bebek ölümlerinin çok olması sebebiyle artık yüzüncü gününü doldurmuş olan bebeklerin tehlikeyi büyük ölçüde atlattığına inanılması ve bundan sonraki yaşamını da sağlıklı geçirmesi için iyi dileklerin dilenmesi şeklinde özetlenebilir.

Günümüze kadar uygulana gelmiş olan bu törende bebeklere özel bir kıyafet giydiriliyor, hatıra resimleri çekiliyor, yemek yeniyor ve ailenin en büyüğü yenilen bu yemekten bir lokma da bebeğe uzatıyor ve ona koklatıyor.


Burada birkaç ayrıntı var ve sebepleriyle birlikte kısaca açıklayayım:
Yemek seçimi mümkünse çupra oluyor. Çünkü 'Omedetai-hi'nin içinde yer alan 'tai' kelimesi çupra anlamına geliyor. Japonlar bu tür kelime oyunlarıyla özel günlere anlam katmayı çok seviyorlar. Ayrıca bu balık Japonya'da pahalı balıklardan bir tanesi. Servis edilirken balığın ayıklanmadan, başı ile birlikte tabaklara konması önemli. 'Baş' anlamındaki 'kaşira' kelimesi aynı zamanda büyük patron gibi bir anlam taşıyor. Böylece çocuğun büyüyünce önemli birisi olması dilekleri sembolleştirilmiş oluyor. Ailedeki en büyük kişi bu yemekten bir lokma da bebeğe uzatıyor ve sanki ona yediriyormuşçasına ağzının önüne kadar getirip koklamasını sağlıyor. Bununla ileride hiç aç kalmaması temenni edilmiş oluyor. Ailenin en büyüğü tarafından yapılması ile de çocuğun uzun yaşaması ümit ediliyor.


Japonya'daki gibi bir tören kıyafetini bulma imkanımız yoktu ama yine de eşimin getirmiş olduğu özel bir kıyafet vardı.  Böylece kutlamayı, oğluma bu kıyafeti giydirerek yerine getirmiş olduk. Bana biraz sünnet kıyafetini hatırlattı ki ilerideki zamanda da artık bizim geleneklerimize uygun olarak sünnet törenini yapacağız.

16 Ağustos 2012 Perşembe

Önemli Mesele :)

Konuşuyoruz artık..


12 Ağustos 2012 Pazar

Pida

Sabah yağmur yağdı ve Ağustos sabahını serin bir güne çevirdi. E biz de fırını rahat rahat kullanıp güzel bir yemek yaparak günü daha da güzelleştirmek istedik. Eşim gittiğinden beri yapmadığımız pizza yapma işine girelim dedik. Ama bir taraftan canım pide de çekiyor. O zaman orjinal bir şey denemek lazım. E yaptık oldu:)

İsmini Pida koyuyorum. :p
Zira pizza desen değil pide desen değil ama hem pizza hem pide.

Sakın ola bu adam ne zırvalıyor demeyin, çok nefis oldu. En kısa zamanda, değişik malzemelerle tekrar denemeyi düşünüyorum. En iyisi ben yazmayayım, resimler anlatsın:











10 Ağustos 2012 Cuma

Mutlu'nun Eldivenleri

Annem çöpe atma meraklısıdır. Tipik bir 'at gitsin' insanıdır. Evi derler toplar, gözüne işe yaramadığını düşündüğü bir şey ilişirse kapının önüne koyar. Bekar olduğum yıllarda, Adana'dan İstanbul'a geldiği zaman evimi 'temizler, düzenler', sonra ben eve geldiğimde aradığım hiçbir şeyi yerinde bulamazdım. Doğal olarak atmış olduğunu düşünürdüm. Neyse ki bazıları daha sonra bir yerlerden çıkardı.

İşte annem inanılmayacak şekilde bazı şeyleri yıllar yılı saklamış. Örneğin, benim bebekken giydiğim bazı kıyafetler. Oğlum doğduğunda annem bu kıyafetleri, özenle saklamış olduğu çeyiz sandığından çıkartıp kullanmamız üzere bize verdi. Hem şaşırdım hem de çok hoş duygular hissettim. Ve inanır mısınız, nostalji yapma hevesi bir kenara, özellikle biri çok işe yaradı: eldivenlerim!

Mâlum, bebekler tırnaklarıyla istemeden yüzlerini, gözlerini çizmesinler diye ellerine parmaksız eldivenler takılır. Bizim de yeni aldığımız bir çift eldiven vardı ama biraz kalın geliyordu ve bu yaz sıcaklarında kullanmak için uygun değillerdi. Daha incesini bulamamıştık ve oğlumun ellerine her taktığımızda allem edip kullem edip ellerinden çıkarıyordu. Ama 37 sene önce bana annemin giydirdiği eldivenler imdadımıza yetişti. Hem ince hem hafif hem sağlam hem de çıkmıyor. Benim eldivenlerim artık oğlumun eldivenleri oldu.


Günler geçiyor ve oğlum Eren bugün tam 3 aylık oldu. Devam etmekte olan iş arayışım, geçen her gün stresimi ve müsebbiplerine duyduğum kini biraz daha artırsa da, hem ailece birlikte geçirdiğimiz zamanın tadını çıkartıyorum hem de ayrı geçirdiğim zamanın acısını çıkartıyorum.