16 Ağustos 2012 Perşembe
12 Ağustos 2012 Pazar
Pida
Sabah yağmur yağdı ve Ağustos sabahını serin bir güne çevirdi. E biz de fırını rahat rahat kullanıp güzel bir yemek yaparak günü daha da güzelleştirmek istedik. Eşim gittiğinden beri yapmadığımız pizza yapma işine girelim dedik. Ama bir taraftan canım pide de çekiyor. O zaman orjinal bir şey denemek lazım. E yaptık oldu:)
İsmini Pida koyuyorum. :p
Zira pizza desen değil pide desen değil ama hem pizza hem pide.
Sakın ola bu adam ne zırvalıyor demeyin, çok nefis oldu. En kısa zamanda, değişik malzemelerle tekrar denemeyi düşünüyorum. En iyisi ben yazmayayım, resimler anlatsın:
İsmini Pida koyuyorum. :p
Zira pizza desen değil pide desen değil ama hem pizza hem pide.
Sakın ola bu adam ne zırvalıyor demeyin, çok nefis oldu. En kısa zamanda, değişik malzemelerle tekrar denemeyi düşünüyorum. En iyisi ben yazmayayım, resimler anlatsın:
10 Ağustos 2012 Cuma
Mutlu'nun Eldivenleri
Annem çöpe atma meraklısıdır. Tipik bir 'at gitsin' insanıdır. Evi derler toplar, gözüne işe yaramadığını düşündüğü bir şey ilişirse kapının önüne koyar. Bekar olduğum yıllarda, Adana'dan İstanbul'a geldiği zaman evimi 'temizler, düzenler', sonra ben eve geldiğimde aradığım hiçbir şeyi yerinde bulamazdım. Doğal olarak atmış olduğunu düşünürdüm. Neyse ki bazıları daha sonra bir yerlerden çıkardı.
İşte annem inanılmayacak şekilde bazı şeyleri yıllar yılı saklamış. Örneğin, benim bebekken giydiğim bazı kıyafetler. Oğlum doğduğunda annem bu kıyafetleri, özenle saklamış olduğu çeyiz sandığından çıkartıp kullanmamız üzere bize verdi. Hem şaşırdım hem de çok hoş duygular hissettim. Ve inanır mısınız, nostalji yapma hevesi bir kenara, özellikle biri çok işe yaradı: eldivenlerim!
Mâlum, bebekler tırnaklarıyla istemeden yüzlerini, gözlerini çizmesinler diye ellerine parmaksız eldivenler takılır. Bizim de yeni aldığımız bir çift eldiven vardı ama biraz kalın geliyordu ve bu yaz sıcaklarında kullanmak için uygun değillerdi. Daha incesini bulamamıştık ve oğlumun ellerine her taktığımızda allem edip kullem edip ellerinden çıkarıyordu. Ama 37 sene önce bana annemin giydirdiği eldivenler imdadımıza yetişti. Hem ince hem hafif hem sağlam hem de çıkmıyor. Benim eldivenlerim artık oğlumun eldivenleri oldu.
Günler geçiyor ve oğlum Eren bugün tam 3 aylık oldu. Devam etmekte olan iş arayışım, geçen her gün stresimi ve müsebbiplerine duyduğum kini biraz daha artırsa da, hem ailece birlikte geçirdiğimiz zamanın tadını çıkartıyorum hem de ayrı geçirdiğim zamanın acısını çıkartıyorum.
İşte annem inanılmayacak şekilde bazı şeyleri yıllar yılı saklamış. Örneğin, benim bebekken giydiğim bazı kıyafetler. Oğlum doğduğunda annem bu kıyafetleri, özenle saklamış olduğu çeyiz sandığından çıkartıp kullanmamız üzere bize verdi. Hem şaşırdım hem de çok hoş duygular hissettim. Ve inanır mısınız, nostalji yapma hevesi bir kenara, özellikle biri çok işe yaradı: eldivenlerim!
Mâlum, bebekler tırnaklarıyla istemeden yüzlerini, gözlerini çizmesinler diye ellerine parmaksız eldivenler takılır. Bizim de yeni aldığımız bir çift eldiven vardı ama biraz kalın geliyordu ve bu yaz sıcaklarında kullanmak için uygun değillerdi. Daha incesini bulamamıştık ve oğlumun ellerine her taktığımızda allem edip kullem edip ellerinden çıkarıyordu. Ama 37 sene önce bana annemin giydirdiği eldivenler imdadımıza yetişti. Hem ince hem hafif hem sağlam hem de çıkmıyor. Benim eldivenlerim artık oğlumun eldivenleri oldu.
Günler geçiyor ve oğlum Eren bugün tam 3 aylık oldu. Devam etmekte olan iş arayışım, geçen her gün stresimi ve müsebbiplerine duyduğum kini biraz daha artırsa da, hem ailece birlikte geçirdiğimiz zamanın tadını çıkartıyorum hem de ayrı geçirdiğim zamanın acısını çıkartıyorum.
2 Ağustos 2012 Perşembe
İkinci Yatılı Misafirlerimiz
Gezdiğimiz turistik mağazalardaki meraklı tezgahtarlara şu açıklamayı yapınca iyice afallıyorlar:
"Eşim Japon, bu eşimin ikiz kızkardeşi, bacanak da İtalyan."
Eşimi Türkiye'ye getiren kayınpederim ve kayınvalidemin sadece üç gece kalıp geri dönmelerinden üç gün sonra, eşimin ikiz kardeşi, İtalyan kocası, üç yaşındaki kızları ve bir yaşındaki oğullarını da bir haftalığına misafer etmemiz gerekti. Onlar aslında iki aylığına İtalya'ya, bacanağın ailesinin yanına gitmişlerdi ama eşimin kardeşi orada iki hafta geçirdikten sonra çok sıkılıp kardeşini görmek için buraya geldi. Bildiğim en iyi anlaşan, birbirlirine en yakın ve en bağlı olan kardeşiler onlardır.
Buraya kadar gelmişken ben de onları biraz gezdirmek istedim ama bir ve üç yaşındaki çocuklar ile benim 2,5 aylık oğlum seçeneklerimizi epeyi kısıtladı. Zaten eşim ve kardeşi için birbirlerini görmek ve dertleşmek yetermiş ama ben de evsahibi olarak kendimi biraz sorumlu hissettim. Ayrıca buraya gelince sıkılma sırası da bu sefer bacanaktaydı. Neyse ki evsahibi olarak iyi bir iş çıkardığımı söyleyebilirim.
Çocukların sorumlulukları (ve kaprisleri) izin verdiği ölçüde gezilebilecek yerleri birlikte gezdik. Şansımız da vardı ki ramazanda gelmiş olmaları sayesinde, sadece bu zamana özel olarak Eminönü'ne dizilen çeşitli mağazalarda, şerbetçileri, ebru sanatçılarını, mesir macuncularını, bozacıları, tespihçileri, Devrek bastoncularını, sedef işlemecilerini, hat ve tezhip sanatçılarını görme imkanına sahip oldular. Bu benim için de çok iyi oldu, zira onları memnun etmiş olmanın yanısıra, nasıl olsa her ramazan kuruluyor diyerek gitmediğim bu dükkanları tekrar ziyaret edince o hazı es geçmekle hatalı olduğumun farkına vardım. Artık muhtemelen her ramazan o dükkanları ziyaret etmeye çalışırım.
İşte bu mağazalardaki çalışanlara gayet ilginç bir görüntü oluşturuyorduk. Her gün kendilerini ziyaret eden binlerce turist arasında İstanbul'da yaşayan bir Türk'ü, Japon eşini ve onun ikiz kardeşini, İtalyan kocası ve çocuklarla birlikte sanırım hiç görmemişlerdir.
Bugün onları yolcu etmek en çok eşimi ve kardeşini etkiledi. İkiz kardeşler, gözlerinde yaşlarla, bir daha ne zaman tekrar biraraya geleceklerini bilmeden vedalaştılar.
"Eşim Japon, bu eşimin ikiz kızkardeşi, bacanak da İtalyan."
Eşimi Türkiye'ye getiren kayınpederim ve kayınvalidemin sadece üç gece kalıp geri dönmelerinden üç gün sonra, eşimin ikiz kardeşi, İtalyan kocası, üç yaşındaki kızları ve bir yaşındaki oğullarını da bir haftalığına misafer etmemiz gerekti. Onlar aslında iki aylığına İtalya'ya, bacanağın ailesinin yanına gitmişlerdi ama eşimin kardeşi orada iki hafta geçirdikten sonra çok sıkılıp kardeşini görmek için buraya geldi. Bildiğim en iyi anlaşan, birbirlirine en yakın ve en bağlı olan kardeşiler onlardır.
Buraya kadar gelmişken ben de onları biraz gezdirmek istedim ama bir ve üç yaşındaki çocuklar ile benim 2,5 aylık oğlum seçeneklerimizi epeyi kısıtladı. Zaten eşim ve kardeşi için birbirlerini görmek ve dertleşmek yetermiş ama ben de evsahibi olarak kendimi biraz sorumlu hissettim. Ayrıca buraya gelince sıkılma sırası da bu sefer bacanaktaydı. Neyse ki evsahibi olarak iyi bir iş çıkardığımı söyleyebilirim.
Çocukların sorumlulukları (ve kaprisleri) izin verdiği ölçüde gezilebilecek yerleri birlikte gezdik. Şansımız da vardı ki ramazanda gelmiş olmaları sayesinde, sadece bu zamana özel olarak Eminönü'ne dizilen çeşitli mağazalarda, şerbetçileri, ebru sanatçılarını, mesir macuncularını, bozacıları, tespihçileri, Devrek bastoncularını, sedef işlemecilerini, hat ve tezhip sanatçılarını görme imkanına sahip oldular. Bu benim için de çok iyi oldu, zira onları memnun etmiş olmanın yanısıra, nasıl olsa her ramazan kuruluyor diyerek gitmediğim bu dükkanları tekrar ziyaret edince o hazı es geçmekle hatalı olduğumun farkına vardım. Artık muhtemelen her ramazan o dükkanları ziyaret etmeye çalışırım.
İşte bu mağazalardaki çalışanlara gayet ilginç bir görüntü oluşturuyorduk. Her gün kendilerini ziyaret eden binlerce turist arasında İstanbul'da yaşayan bir Türk'ü, Japon eşini ve onun ikiz kardeşini, İtalyan kocası ve çocuklarla birlikte sanırım hiç görmemişlerdir.
Bugün onları yolcu etmek en çok eşimi ve kardeşini etkiledi. İkiz kardeşler, gözlerinde yaşlarla, bir daha ne zaman tekrar biraraya geleceklerini bilmeden vedalaştılar.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


