10 Ekim 2011 Pazartesi

Kadınları Mutlu Etmek Zor mu Kolay mı?

Hanım soruyor:
- Sen beni ne kadar seviyorsun?
- Hmmm...... Bilmem.
- Ben biliyorum.
- Ne kadar?
.......

Kadınları mutlu etmek çok zor denir. Yukarıdaki konuşma gerçekten yaşanmıştır ve son sorunun cevabını bu satırların sonunda yazacağım.

Aslında ne kadar zor, ne kadar kolay olduğunu kadının parametreleri belirliyor. Bu parametreleri kadının yaşı, sahip olduklarının dereceleri (güzelliği, aile durumu, popülaritesi vs.), halen evli olup olmadığı, evli değilse taliplerin maddi durumları, birliktelik süresince taleplerin ne ölçüde karşılanacağı vs. Aşk yok dikkat edin. Aşk şu iki noktada önem kazanıyor:
1) Talepleri fazlasıyla karşılayabilecek bir adam, üstüne bir de aşıksa.
2) Kadın zaten her istediğine sahipse ve tek ihtiyacı sevilmekse.


Bana bilmem kaç senelik arkadaşı olarak takdim ettiği adamın evine yerleşip onunla birlikte yaşamaya başlayan sevgilim olmuştu. Benim yatağımdayken onun yatağına gireceği şafağı sayıyormuş meğer, onu da sonra öğrendim. Gerçi kız haklıydı(!), adam aileden zaten zengin, bir de Harvard mezunu, en iyi eğitmen falan seçilmiş. Yani hem zengin hem zeki hem de ünlü. Onun talip olacağı kızlar arasında hiç şansım olamaz yani. Benimkine talip oldu, o da koşa koşa Amerika'ya, onun yanına gitti. Ben seni ondan daha çok seviyorum, onunla değil benimle mutlu olursun, her istediğini veririm falan desem yer miydi sizce? Yeseydi bile midem bunları söyleyecek kadar sağlam değil.

Ondan önce de evlenme planları yaptığımız ilk günlerde “küçük bir ev kiralar otururuz, orada birlikte yaşar, ölürüz” diyen, ama nişanlanınca satın aldığım evin kat numarasını beğenmeyip “deprem olursa burada ölürüm” deyip giden nişanlım da oldu benim. Talibi çıkmayınca da “ben var ya, o evi çiçek gibi yaparım” diye haber göndermişti. Yemedim tabi. Bayanlara söylüyorum: kesinleşmiş başka bir talibiniz yoksa elinizdeki hazıra rest çekmeyin. Sonra böyle dönmek zorunda kalırsınız. Yemezse de ortada kalırsınız.

Fakat şimdiiiii..
En yukarıda yazdığım konuşmanın devamı ve sorunun cevabını veriyorum:

- Bana kalp şeklinde çikolatalı kek alacak kadar çok seviyorsun. Bence hiç kimsenin kocası evliliklerinin üçüncü senesinde senin gibi karısına kalp şeklinde çikolatalı kek almıyor.


Sadece sevineceğini düşünerek aldığım küçücük bir şeyi sevgimin derecesini gösteren bir hediye olarak değerlendiren bir kadını yukarıda yazdıklarım arasından hangi kalıba sığdırabilirim?!
Kadınları mutlu etmek zor mu kolay mı sorusuna cevap vermeye kalksam bu lafın üstüne kime ne anlatabilirim?!
Bugün bildiğim tek şey var o da eşimle evli olduğum için çok şanslı olduğumdur.

6 Ekim 2011 Perşembe

Kokteyl

Japonya’da market gezmek çok eğlenceli. Sebzeydi, meyveydi, balıktı, herşey için kıyamet kadar çeşit var.

En güzel reyonlardan biri bira reyonu. Japon biraları gerçekten kaliteli ama daha güzeli de var: ‘kokteyller’.


Değişik mevelerin aromalarıyla, %3-8 arası alkol oranlarıyla bira gibi hazırlanmış içkiler harika. Şeftalisinden eriğine, mangosundan üzümüne değişik markalarda sunuluyorlar. Buradaki Efes gibi firmalar neden böyle şeyler çıkarmazlar bilmem. Yeni Rakı’yı gavurlara sattık diye -haklı olarak- hükümeti eleştiriyoruz. Ama gavurlar aldı alalı kuru üzüm rakısı, bilmem ne harman rakısı diye çeşit çeşit çıkartıyorlar. Yeri gelmişken ürünlerini çeşitlendirip narlı, armutlu gazoz çıkaran Uludağ’ı kutluyorum. bir de Ama %5 koysalar fena olmazdı hani.

1 Ekim 2011 Cumartesi

Nazım'ın son şiiri

Nazım Hikmet; Moskova'da, kalbi hasta.
Doktoru dışarı çıkmayacaksın, bu soğuk havayı tenefüs etmeyeceksin diyor.
Nazım Vera'ya aşık.
Paltosunu geçiriyor üzerine, kendisini dışarı atıyor.
Doktorun yasakladığı soğuk havayı içine çeke çeke yürüyor.
Vera'ya gidiyor ve sonra ölüyor.

Son şiirini şöyle yazmış Nazım:

Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana

Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm

28 Eylül 2011 Çarşamba

Preveze

Bir Preveze’dir gidiyor.
İlk Türk savaş gemimizi yapmışız ve bunu da “Preveze Savaşı’nın yıldönümünde denize bırakmışız”.
Badem bıyıklıların başkanı geminin reklamını bu şekilde yaptı.

Pardon..

Preveze Savaşı 1538’de oldu.
Preveze'yi kazanan komutan Barbaros Hayreddin Paşa.
Avrupa'nın kendisine taktığı lakap 'Barbaros(sa)', Kızıl Sakal anlamına gelir.
Bu savaş sonunda Akdeniz Türk gölü haline geldi.
Dünya karadan sonra denizdeki üstünlüğümüzü de kabul etti.
Barbaros Hayreddin’in savaş taktikleri yüzlerce yıl denizcilik derslerinde okutuldu.

Ha bir de..
Gemilerin hepsi Türk yapımıydı.

Gelelim 1926’ya.
Yeni cumhuriyet 1 Temmuz’daki Kabotaj Kanunu ile üç yanı denizlerle çevrili ülkemizin, yabancıların elinde bulunan limanlarını tamamen millileştirdi.

Buna göre:
Türk limanları ve sahilleri arasında yük ve yolcu taşıması, kılavuz ve römork hizmetlerinin Türk vatandaşları ve Türk Bayrağı taşıyan gemilerce yapılması hükmü getirildi.
Kanunda belirtilen tüm hizmetlerin sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları tarafından verilmesi kararlaştırıldı.
Her sene 1 Temmuz'da Kabotaj Bayramı kutlanır.

Şimdi 2011.
Artık Kızıl Sakal yok, Badem Bıyık var.
Badem Bıyık millileştirilen limanları teker teker, özelleştirme adı altında tekrar yabancılara devretti.
Halen satılma sırasını bekleyen limanlarımız var.
Yılmaz Özdil’in yazdığı gibi, Mustafa Kemal Samsun’a bugün çıkacak olsaydı ayak basacak bir Türk limanı bulamazdı.
Amiraller desen, terörist diye içeriye attılar.

Preveze'ye gelince, 100 yıldır Yunanistan'a ait.

Artık gemiye binip tek beşına Preveze’ye sefere çıkarsın.
Al gel de Badem Bıyık olarak namın yürüsün.