9 Temmuz 2010 Cuma

Amcamı Kaybettim

En son yazdığımdan beri uzun zaman geçti ve bu zaman içerisinde olumlu, olumsuz çok şey oldu. Böyle bir girişin ardından genellikle “nereden başlayacağımı bilemiyorum” derler. Ama ben nereden başlayacağımı biliyorum. Amcamdan başlayacağım.

Babamı kaybettikten kısa bir süre sonra amcamın aramızdan ayrılması bizi çok üzdü. 17 yaşımdayken Ergüven dayımı, 3 ay sonra Selami dayımı ve 2 sene sonra Aydın dayımı kaybettiğim o dönemden sonraki en üzücü olay oldu. Amcamı hep iyi hatırlarım. Çok küçüktüm. Annemin dizinden uzun belinden kısaydım. Amcamlarla aynı binada otururduk. Kapı çalınır, annem açar, ben bacaklarının yanından kim geldi diye bakardım. Amcam iş seyahatine gidiyor olduğunu ve dönüşte bir şey isteyip istemediğimizi sorardı. Annem istemez, teşekkür eder, ben hemen atlar gelirken tavla getirmesini isterdim.Annem kızar; amcam güler, peki der giderdi. Sonra bir bakardık amcam dönmüş bana da küçük bir tavla getirmiş olurdu. Ben tabi tavla oynamayı o yaşımda nereden bileyim. Pullarla oynarım, çoğunu kaybederim ve birkaç gün sonra tavladan eser kalmazdı. Bir süre sonra amcam iş seyati öncesi bize gene kapıdan uğrar, bir şey isteyip istemediğimizi sorardı. Ben gene atlar tavla istediğimi söylerdim. Annem gene kızar, zaten sürekli kaybettiğimi ve amcama almamasını söylerdi. Amcamsa bana güler peki derdi. Birkaç gün sonra bir de bakarız amcam yine elinde küçük bir tavlayla gelmiş. Ben yine kısa bir süre içinde o tavladan eser bırakmazdım. Sonra amcam gene alırdı. Bu böyle kaç defa tekrar etti bilmem. Amcam hiç üşenmez, hiç sıkılmaz aynı tavlayı tekrar alır getirirdi.

Biraz büyüdük, evin içinde kuzenlerle futbol oynar olduk. Sünger toplarımız vardı. Amcam bazen bize katılır, bir şut da kendisi atardı. Sonra bize güler “bana eskiden Lefter Behzat derlerdi” diye şaka yapardı. Biz daha Lefter’in kim olduğunu bilmeden önce Lefter Behzat’ı bildik. Ailece geziye giderdik. Amcam bir klasik müzik radyo kanalı bulurdu. Durup park ettikten ve yemeğimizi yedikten sonra amcam arabanın anahtarını bana verir, radyoda klasik müzik dinlerdim. Söyleyecek çok şeyim var. Şimdilik bende kalsınlar.

Bu bölümü burada bitiriyorum. Diğer olanları sırayla yazarım.

12 Haziran 2010 Cumartesi

12.06.2010

İş görüşmesi dediğin iki kere yapılır. Önce gidersin konuşursun. Olumlu geçerse seni bir daha çağırırlar, başka biriyle görüşürsün. O da olumlu olursa telefon ederler, teklif verirler. 10 kere iş görüşmesi yapılmaz. Adamlar beni 4 kere çağırdı bütün yaptıkları eski iş yerim hakkında sorular sormak. Akılları sıra beni bedava bilgi almak için kullanacaklar. Ben de bunu yiyeceğim. Pazartesi teklif geldi geldi. Gelmedi ben yokum. Arkadaşlara da anlatırım bunlarla iş yapacaklarsa dikkat etsinler diye.

8 Haziran 2010 Salı

Balkona Gelen Misafir



2 gündür İstanbul yağmur altında. Haziranda yağmuru ben Adana'da da gördüm. Adana'da yağmur haziranda çok şiddetli yağar. Ama toplam 5 dakika yağar. 6 dakika yağmaz. İstanbul'da 2 gündür yağmur durmadı. Bu havada balkonumuza bir de davetsiz misafir geldi. Fazlasıyla uysal bir martı sanki beni balkonda görmüş de bir ziyaret etmek istemiş gibi gelip yanımda durdu. Eşime seslendim o da geldi. Bir parça da ekmek getirdi. Ekmeği parça parça martıya uzattım ve kormadan, sıkılmadan elimden alarak afiyetle yedi. Sonra da uçtu gitti. Ama eşim birkaç resim çekme imkanı bulabildi.

4 Haziran 2010 Cuma

terör=israil

Sinirlerim çok bozuk. Etrafıma yansıtmamak için çok çaba harcadım. Ne zamandır yazayım yazayım diyorum kendimi toparlayamadım. Şimdi yazıyorum.

Terörist köpekler 6 askerimizi şehit etti. Aynı gece aşağılık İsrail köpekleri Gazze'ye yardım götüren sivil bir Türk gemisine saldırdı ve 9 Türk sivili öldürdü. Bu iki olayın bir tesadüf olmadığının fazlasıyla açık olduğuna inanıyorum. Gemi saldırısını İsrail planlı bir şekilde yaptı. Türkiye'nin tepkilerini yumuşatabilme düşüncesiyle öncesinde de askerlerimizin üstüne Kürtçü teröristleri saldı.

Amaç şudur:
Biz İsrail'den ne satın alıyoruz? Silah. Ne silahı? Anti-terör silahları. Bu ne demektir? İsrail'in Kürtçü terörizme ihtiyacı var demektir. Eğer kürtçü terör yoksa Türkiye bu silahları almaz. Türk parası İsrail'e para gitmez. İsrail bir taraftan kürtçü teröristleri besleyecek ki onlara karşı kullanılmak üzere bize silah satabilsin. İşte İsrail gemi saldırısından önce askerlerimizi kürtçü teröristlere öldürttü ki bize onların silahlarına ihtiyacımız olduğunu hatırlatsın ve olası tepkilerin dozunu düşürsün. Bu plan tutmadı. Ve çok büyük bir öfke çıktı. Hatta bir çoğu artık hem kürtçü teröristleri hem İsrail'i aynı kefeye koyuyor. Bir çoğu da artık uyanıp gerçekleri görmeye başladı.

İşin başka bir boyutu daha var.
Bu işten maalesef yine en karlı çıkan RTE oldu. Ne zaman siyasi arenada bir olumsuzlukla karşılaşsa imdadına İsrail yetişiyor. İsrail'e bağırıp çağırıyor ve takdirleri topluyor. Daha evvel yerel seçimler vardı. RTE Davos'ta van minit diye bir bağırdı kahraman oldu. Yerel seçimlerde önemli illeri gene götürdü. Gerçi İstanbul'da elektrik kesintileri gibi şaibeler de olmuş da onu bilemem.

Sonra CHPnin başına halkın çok sevdiği Kemal Kılıçdaroğlu geçti. RTE ve türbangiller telaşlandı. Dürüstlüğü ile ön plana çıkmış olan bu kişi bal tutup parmağını yalayan badem bıyıklıları fazlasıyla endişelendirdi. Ancak gel gör ki terör ülkesi İsrail yine rte'nin imdadına yetişti. Akdeniz'de öyle aşağılık öyle insanlık dışı öyle şerefsiz bir katliam yaptı ki rte'ye gün doğdu. Artık haberlerde Kılıçdaroğlu yok. RTEnin -ben de itiraf etmek zorundayım- son derece haklı, yerinde veryansınları var. Lafla peynir gemisi yürümez. Söyledikleri yerini bulmazsa, İsrail'e ceza gelmezse, kanımız yerde kalırsa bunda rte'nin de payı olacaktır. Her gündemin kolayca unutulduğu ülkemde bu sefer öyle olmayacağını ümit ediyorum. Gereken her şey yapılmalı.